Dahil Olan Hizmetler:
Türk Hava Yolları ile İstanbul-Amsterdam / Brüksel-İstanbul uçak biletleri
Havalimanı vergileri ve bilet servis ücretleri
16. ve 19. Yüzyıl tarihli şatolarda toplam 3 gece kahvaltı dâhil konaklama
Şato ve şehir vergileri (turist vergileri)
Özel seyahat sağlık sigortası
Özel iptal & güvence poliçesi (Son Güne Kadar Tur İptal Hakkı)
Yurt dışı çıkış harçları
Hollanda'nın tarihi yel değirmeninde alınacak 1 adet akşam yemeği
Flaman Gastromoni restoranlarında alınacak 2 adet öğle yemeği
Sıra Dışı Benelux I (Adım Adım Amsterdam)
Sıra Dışı Benelux II (Art Nouveau Amsterdam)
Sıra Dışı Benelux III (Masal Şehir Brugge)
Sıra Dışı Benelux IV (Beyaz Yakalı Brüksel)
Sıra Dışı Benelux V (Lüksemburg ve Küçük Renkli Avrupa)
Benelux Gurmesi I (19.Yüzyıl Hollanda Yel Değirmeni - Rotterdam):
Kruton ile kremalı köri-hardal çorbası + Yengeç ravioli ve Hollanda karidesi ile servis edilen Fener balığı madalyonları + karamelli dondurma ile kombine Krem brule
Benelux Gurmesi II (Tarihi Flaman Gastronomi Restoranı - Brugge):
Deniz tarağı ve mantarlı chorizo eşliğinde balkabağı çorbası + Ispanaklı Morina balığı + Belçika çikolatası ve Böğürtlenli dondurma
Benelux Gurmesi III (1893 Tarihli Chez Leon - Brüksel):
Chez Leon’da geleneksel kabuklu deniz ürünleri gurmesi + Sadece Chez Leon için üretilen Leon birası
Tüm şehirler arası transferler
Havalimanı-otel-havalimanı transferleri
Matilda Travel profesyonel Türkçe rehberlik hizmeti
Yerel rehberlik hizmeti
Rehber, sürücü ve araç masrafları (Otoyol, park, ulaşım, konaklama, yemek vs.)
Rehber ve sürücü bahşişleri (Gezimizde bahşiş toplanmıyor)
Dahil Olmayan Hizmetler:
Schengen vize ücreti (150 Euro)
Fazla bagaj ücreti, otel ekstraları ve kişisel harcamalar
Programda belirtilmeyen tüm gezi, yeme-içme, müze girişi ve ulaşım hizmetleri
Gezi İçeriği ve Ayrıcalıkları:
Yine sınırların dışına çıkıyor ve TÜRKİYE'DEN İLK DEFA SADECE MATİLDA'DA Benelux üçgenini oluşturan Belçika, Hollanda ve Lüksemburg'u tarihi şatolarda konaklayarak keşfetmenin heyecanını yaşıyoruz. II.Dünya Savaşı sırasında temelleri atılan Benelux birliğinin sahibi ülkelere yolculuk ediyor ve gezimiz boyunca her gece mimari hayranlığının yanı sıra tarihsel geçmişe sahip gerçek şatolarda konaklamanın hazzını yaşıyoruz. Benelux turumuz boyunca her gece başka bir şatoda konaklıyor her güne başka bir tarihi atmosferde merhaba diyoruz.
Altın Çağın İçinde Bir Gece: Hollanda Şatosunda Konaklama
17-19.yüzyıl Hollanda’sının zarif atmosferini bugün hâlâ hissetmek mümkün mü? TÜRKİYE’DEN İLK KEZ ve SADECE MATİLDA GEZGİNLERİNE sunulan bu ayrıcalıklı ve sıra dışı deneyim bu soruya güçlü bir “evet” cevabı veriyor. Kuzey Denizi kıyısındaki kum tepeleri ve geniş parklarla çevrili bu tarihi şato, bizleri Hollanda Altın Çağı’nın zarafetiyle karşılıyor. Şatonun taş merdivenlerinden yukarı çıkarken, yalnızca bir otele değil, yüzyıllar boyunca aristokratların ve tüccarların yaşadığı bir hikâyeye adım attığımızı hissediyoruz.
Şatonun ilk etkileyen yanı mimarisi. Yüksek tavanlar, ağır ahşap kapılar, geniş pencereler ve duvarlardaki klasik tablolar, mekâna teatral bir atmosfer katıyor. Modern konforla restore edilmiş olsa da yapı, geçmişin karakterini korumayı başarıyor. Koridorlarda yürürken insanın aklına ister istemez 1600’lü yıllarda burada dolaşan ipek giysili konuklar geliyor.
Odalar ise tarihle modern konforun incelikli bir birleşimi. Bazı odalarda eski şömineler, yüksek tavanlı pencereler ve bahçeye bakan manzaralar bulunuyor. Sabah uyandığımızda ilk gördüğünüz şey, kilometrelerce uzanan yeşil park ve kum tepeleri oluyor. Bu manzara, şehir hayatının hızlı temposundan tamamen kopmamızı sağlayan sessiz bir lüks de sunuyor.
Akşam saatlerinde ise şatonun atmosferi bambaşka bir hâl alıyor. Gün batımında parkın üzerinde oluşan altın tonları, mekânın tarihî ruhunu daha da belirgin kılıyor. Şatonun restoranında servis edilen modern Hollanda mutfağı ise bu deneyimi gastronomik bir yolculuğa dönüştürüyor.
Bu bölge aynı zamanda sanat tarihinin izlerini de taşıyor. Hollanda’nın ışığı, rüzgârı ve açık gökyüzü yüzyıllardır ressamları büyülemiş durumda. Kuzey Denizi’nden gelen keskin ışık ve kum tepeleri arasında uzanan manzara, ünlü ressam Vincent van Gogh’un tablolarında gördüğümüz o güçlü doğa hissini hatırlatıyor. Şatonun bahçesinde yürürken gökyüzünün tonları ve rüzgârın ağaçların arasında yarattığı hareket, adeta bir tablonun içinde dolaşıyormuşuz hissi veriyor.
Van Gogh’un sanatında doğa yalnızca bir arka plan değil, duyguların diliydi. Şatonun çevresindeki geniş ufuk çizgisi, rüzgârla dalgalanan otlar ve dramatik bulutlar, bu toprakların sanatçılara neden ilham verdiğini açıkça gösteriyor. Şatonun parkında oturup gün batımını izlerken, Hollanda’nın doğasının bir ressamın fırçasına nasıl dönüştüğünü hayal etmek zor değil.
Belki de bu yüzden program boyunca şatoda geçireceğimiz geceler yalnızca lüks bir konaklama deneyimi değil; tarih, doğa ve sanatın iç içe geçtiği bir anı. Sabah penceremizi açtığımızda gördüğümüz manzara bir kartpostal gibi değil, sanki Van Gogh’un henüz tamamlanmamış bir tablosu gibi duruyor. Ve o anda anlıyoruz: bazı seyahatler sadece bir yere gitmek değildir, bir resmin içine de adım atmaktır ve SEYAHAT SANATTIR…

Bir Şato Odasından Diğerine: Kuzey Flaman Şatosunda Konaklama
Flaman Brabant kırsalında yer alan diğer şatomuz da yalnızca bir konaklama mekânı değil; zamanın katmanlarını hissedebileceğimiz bir mimari sahne. Hendekle çevrili taş duvarları, kuleleri ve iç avlusuyla şato, Orta Çağ savunma mimarisinin zarif bir örneğini oluştururken bugün TÜRKİYE’DEN İLK DEFA ve SADECE MATİLDA’NIN SEÇKİN GEZGİNLERİNE sessiz ve rafine bir kaçış sunuyor. Şatonun kapısından içeri girildiğinde hissedilen ilk şey, mekânın yüzyıllar boyunca biriktirdiği tarihsel yoğunluk.
Yapının kökenleri 16. yüzyıla uzanıyor. Bir zamanlar soylu ailelerin ikametgâhı ve savunma noktası olan şato, titiz bir restorasyon sürecinin ardından günümüzde sıra dışı bir konaklama deneyimiyle yeniden hayat bulmuş. Restorasyonun en dikkat çekici yönü ise geçmişi silmek yerine onu görünür kılması: kalın taş duvarlar, kemerli geçitler ve avlunun çevresini saran mimari çizgiler, bizleri adeta bir tarihsel anlatının içine davet ediyor.
Konaklama odaları da aynı düşüncenin bir uzantısı. Şatonun tarihi bölümünde yer alan odalar, yüksek tavanları, kalın duvarları ve ağır ahşap dokularıyla geçmişin aristokratik zarafetini yansıtıyor. Modern bölümdeki odalar ise çağdaş konforu ön plana çıkarırken mimari bütünlüğe saygı duyan sade bir estetik sunuyor. Her iki durumda da pencerelerden görünen manzara, taş duvarlarla çevrili avlunun sessizliğini ve şatonun yüzyıllık ritmini hatırlatıyor. Şatonun gastronomik deneyimi de bu kültürel atmosferin doğal bir parçası. Yerel Belçika mutfağından ilham alan menü, bölgesel ürünleri incelikle yorumlarken mekânın tarihsel karakteriyle uyumlu bir zarafet taşıyor. Günün sonunda taş duvarların içinde yenen bir akşam yemeği, yalnızca bir öğün değil; mekânın hikâyesine katılan bir ritüel gibi hissediliyor.
Şato, spa alanları ile dikkat çekiyor; mimariyle kurduğu diyalog sayesinde sıradan bir wellness deneyiminin ötesine geçiyor. Açık hava havuzlarında yükselen buharın taş kulelerin siluetine karıştığı anlar, mekânın zamansız karakterini daha da belirginleştiriyor. Bu atmosferde geçirilen saatler, modern rahatlık ile tarihsel mekânın dinginliği arasında kurulan incelikli bir dengeyi hissettiriyor.
SADECE MATİLDA ile Kuzey Flaman şatosunda geçirilen geceler büyük şehrin temposundan tamamen kopmayı sağlıyor. Bu şato, MATİLDA’NIN SEÇKİN GEZGİNLERİ için yalnızca bir spa oteli değil; mimari miras, kültürel süreklilik ve dinginliğin bir araya geldiği nadir mekânlardan biri. Avrupa’nın tarihsel peyzajını keşfetmeyi sevenler için ise, şatoda geçirilen zaman gerçek anlamda zamansız bir deneyime dönüşüyor.

19.Yüzyıl Yel Değirmeninde Yemek Deneyimi: Sürreal Hollanda
Hollanda’da kökeni 15. yüzyıla dayanan bir yel değirmeninde restoran olur mu? Oldu! Biz buna MATİLDA tabiri ile "Rüzgârın İçinde Fine Dining" diyoruz. Hatta "Fine Dining’in En Romantik Hali"... Bir yel Değirmeni, Gastronomik Hollanda mutfağını sunan ödüllü bir şef ve unutulmaz bir menü. İnanamayacaksınız ama elbette yine TÜRKİYE'DEN İLK KEZ ve SADECE MATİLDA ile sadece Hollanda’nın değil dünyanın en yüksek tarihi yel değirmenlerinden birinde ödüllü restorana davetlisiniz!
Hollanda’nın tarihi değirmenleriyle ünlü bölgesinde yer alan mekan bizlere sadece bir yemek değil, adeta zaman içinde bir yolculuk sunuyor. 19. yüzyılın başında inşa edilse de kökeni 15.yüzyıla denk uzanan ve bir dönem tahıl ile malt öğütmek için kullanılan bu görkemli yel değirmeni, bugün romantik atmosferi ve özgün mimarisiyle gastronomi meraklılarını ağırlayan özel bir mekân. Hollanda'nın simgelerinden biri haline gelen değirmen, tarihi dokusunu koruyan taş duvarları ve ahşap iç yapısıyla geçmişin endüstriyel mirasını günümüz mutfak kültürüyle buluşturuyor.
Değirmenin içine adım attığımız anda, Hollanda’nın yüzyıllar boyunca rüzgârla çalışan bu dev yapılarla kurduğu ilişkinin izlerini görmek mümkün. Bir zamanlar jenever üretimi için malt öğüten değirmenin katlarında bugün masalar kurulmuş durumda. Dar merdivenler, kalın kirişler ve eski mekanik detaylar arasında ilerlerken sadece bir restorana değil, yaşayan bir kültürel mirasa da tanıklık ediyoruz.
Tarihi yel değirmeninin mutfağı ise klasik Hollanda-Fransız teknikleriyle yorumlanan modern Avrupa lezzetlerinden oluşuyor. Deniz ürünlerinden kırmızı ete uzanan menü, yerel malzemelerin özenli sunumuyla dikkat çekiyor. Özenle seçilmiş şaraplar ve bölgenin geleneksel içkisi jenever ile yapılan eşleşmeler, bu tarihi mekândaki gastronomi deneyimini daha da özel kılıyor.
Akşam saatlerinde değirmenin pencerelerinden süzülen ışık ve rüzgârın kanatlarda yarattığı hafif uğultu, yemeğe neredeyse sinematik bir atmosfer katıyor. Yel değirmeni bu yönüyle sadece bulunduğu bölgenin değil, Hollanda’nın da en özgün gastronomi duraklarından biri olarak öne çıkıyor; çünkü burada yemek yemek, bir yandan damak tadını keşfetmek, diğer yandan tarihin içinde oturmak anlamına geliyor. Elbette Türkiye'den Hollanda'ya keşfe çıkan SADECE SEÇKİN MATİLDA GEZGİNLERİ için...

Fransa’da kültür ve tarih dokuması.. Monastik kasabalar, gotik katedraller ve eski pazar meydanları.. Gerçeküstü bir keşif Mont Saint Michel.. Medcezirlerin doğaya dönüştürdüğü tarihi yarımadalar.. Romanesk sanatın doğuşu.. Monet’in şehirleri.. Gustave Flaubert ve Modam Bovary.. Chateaubriand’nin şatosu Combourg ve şatobiryan gurmesi.. Normandiya çıkarmasının izinde Arromanches sahili.. Korsanlar kenti St.Malo.. Manş’tan Atlantik’e tarihi denizci yerleşimleri.. Normandiya’dan Bretonya’ya göz alıcı Fransa..
TÜRKİYE’DEN İLK KEZ ve SADECE MATİLDA ile gezi boyunca Fransa kralı XIII. Louis’in şatosunda konaklama.. Kralın av seferleri sonrası ziyafeti çektiği mekanda gurme ve bir başka şatonun Michelin restoranında gerçek bir derebeyi av yemeği.. Arduvaz çatılı hendekli kaleler, sarmaşıklı duvarlar, sırlı tablolar.. Da Vinci’nin mezarı ve Mona Lisa’yı tamamladığı köşk.. Ten Ten’in şatosu Cheverny.. Balzac’ın Vadideki Zambak'ı Tours.. Chambord’dan Blois’e, Amboise’den Chenonceau’ya Fransa’nın masal diyarı Loire Vadisi..
TÜRKİYE’DEN İLK KEZ ve SADECE MATİLDA’DA Van Gogh’un güzünden memleketi Hollanda ve pitoresk Dutch kasabaları.. Yine TÜRKİYE’DEN İLK DEFA 17.yüzyıl Dutch şatosunda konaklama, 19.yüzyıl Dutch kalesinde ve 19.yüzyıl yel değirmeninde gurme.. Beyaz Köy Thorn.. Kraliyet Kulübü ödüllü Winsum.. Broek in Waterland ve grinin elli tonu.. Geleneksel kıyafetli Dutch sakinleri.. Peynir atölyeleri, balıkçı kasabaları, lale bahçeleri, kanallar ve köprüler.. Keşfedilmemiş bir yolculuk..