Dahil Olan Hizmetler:
Türk Hava Yolları tarifeli seferi ile İstanbul-Amsterdam-İstanbul uçak biletleri
Havalimanı vergileri ve bilet servis ücretleri
17.yüzyıl Dutch şatosunda toplam 3 gece kahvaltı dâhil konaklama
Otel ve şehir vergileri (turist vergileri)
Özel seyahat sağlık sigortası
Özel iptal & güvence poliçesi (Son Güne Kadar Tur İptal Hakkı)
Yurt dışı çıkış harçları
Yerel mekanda alınacak 1 adet gurme öğle yemeği (19.Yüzyıl Dutch Şatosu)
Yerel mekanda alınacak 1 adet gurme akşam yemeği (19.Yüzyıl Yel Değirmeni)
Van Gogh’un Hollanda’sı I (Beyaz Köy Thorn)
Van Gogh’un Hollanda’sı II (Kraliyet Kulübü Ödüllü Winsum)
Van Gogh’un Hollanda’sı III (Broek in Waterland ve Grinin Elli Tonu)
Van Gogh’un Hollanda’sı IV (Binlerce Yıllık Kırsal Miras Elsloo)
Van Gogh’un Hollanda’sı V (Dutch Kont ve Konteslerinin İzinde Kasteelpark)
Van Gogh’un Hollanda’sı VI (Kale Kasaba Bourtange)
Van Gogh’un Hollanda’sı VII (Bir Hikaye Kitabı Köyü Giethoorn)
Van Gogh’un Hollanda’sı VIII (Zaanse Schans ve İkonik Yel Değirmenleri)
Van Gogh’un Hollanda’sı IX (Peynir Atölyeleri ve Tarihi Takunya Dükkanları)
Van Gogh’un Hollanda’sı X (Dutch Balıkçıların İzinde Marken)
Van Gogh’un Hollanda’sı XI (Geleneksel Volendam)
Van Gogh’un Hollanda’sı XII (Adım Adım Amsterdam)
Van Gogh’un Hollanda’sı XIII (Van Gogh Müzesi)
Dutch Gurmesi I (19.Yüzyıl Hollanda Yel Değirmeni):
Kruton ile kremalı köri-hardal çorbası + Yengeç ravioli ve Hollanda karidesi ile servis edilen Fener balığı madalyonları + karamelli dondurma ile kombine Krem brule
Dutch Gurmesi II (19.Yüzyıl Dutch Şatosu):
Frenk Soğanı ve ton balığı kreması ile marine edilmiş deniz tarağı + Çin lahanası, kayısı ve portakallı ördek göğüs fileto + vanilyalı cheesecake
Programda belirtilen tüm müze ve ören yeri giriş ücretleri
Tüm şehirler ve kasabalar arası transferler
Havalimanı-otel-havalimanı transferleri
Matilda Travel profesyonel Türkçe rehberlik hizmeti
Rehber, sürücü ve araç masrafları (Otoyol, park, ulaşım, konaklama, yemek vs.)
Rehber ve sürücü bahşişleri (Gezimizde bahşiş toplanmıyor)
Dahil Olmayan Hizmetler:
Schengen vize ücreti (150 Euro)
Fazla bagaj ücreti, otel ekstraları ve kişisel harcamalar
Programda belirtilmeyen tüm gezi, yeme-içme, müze girişi ve ulaşım hizmetleri
Gezi İçeriği ve Ayrıcalıkları:
"Çoğu zaman sefaletin derinliklerinde olsam da içimde hâlâ dinginlik, saf uyum ve müzik var. En yoksul kulübelerde, en kirli köşelerde tablolar ya da çizimler görüyorum. Ve zihnim karşı konulamaz bir ivmeyle bu şeylere doğru sürükleniyor."
Hollandalı ekspresyonist ressam ve sanat tarihinin en tanınmış şahsiyetlerinden olan Vincent Van Gogh, kardeşi Theo'ya yazdığı o meşhur mektuplarından birinde içinde bulunduğu ruh halini böyle anıyordu. Hollanda'da doğan ve Dutch kasabalarında büyüyen ünlü ressamın sefaletin içinde dahi doğanın saf uyumu ve yaşamın dinginliğini hala hissediyor olması şaşırtıcı değildi. O, ilhamını çocukluğunu geçirdiği pitoresk Dutch köylerinden alıyordu. Zihninde hala geleneksel kıyafetleriyle sokaklarda dolaşan Volendam sakinleri, Thorn'un beyaz badanalı tuğla evleri, Zaanse Schans’ın dingince dönen yel değirmenleri ve taze kurabiye kokularının sardığı fırınlar vardı. Onun için en unutulmayacak müzik, Hollandalı zanaatkarların takunya dükkanlarından yükselen çekiç sesleriydi. Astarla boyanmış Broek In Waterland’ın baharat pazarları, Giethoorn kanallarını süsleyen saz çatılı evler ya da bir hikaye kitabı tadındaki Winsum'dı zihnini meşgul eden..
TÜRKİYE'DEN İLK KEZ ve SADECE MATİLDA'DA Van Gogh’un güzünden memleketi Hollandayı tanımaya ve pitoresk Dutch kasabalarını keşfetmeye gidiyoruz. Bir geziden çok KEŞİF YOLCULUĞU olan deneyimsel Hollanda seyahatimizde, yine TÜRKİYE'DEN İLK DEFA üç gece geçireceğimiz tarihi Dutch şatosunun kapılarını aralıyor, 17.yüzyılda altın çağını yaşayan varlıklı Amsterdamlıların huzurlu ve sakin yaşamları için inşa edilen şatolardan biri olan efsane yapıda kırsal Dutch mimarisinin keyfini sürerken, Prens Henrik’i dahi ağırlamış tarihi salonlarda dolaşıp, geceyi şatoda geçirmenin tarifsiz hazzını yaşıyoruz.
Altın Çağın İçinde Bir Gece: Hollanda Şatosunda Konaklamak
17-19.yüzyıl Hollanda’sının zarif atmosferini bugün hâlâ hissetmek mümkün mü? TÜRKİYE’DEN İLK KEZ ve SADECE MATİLDA GEZGİNLERİNE sunulan bu ayrıcalıklı ve sıra dışı deneyim bu soruya güçlü bir “evet” cevabı veriyor. Kuzey Denizi kıyısındaki kum tepeleri ve geniş parklarla çevrili bu tarihi şato, bizleri Hollanda Altın Çağı’nın zarafetiyle karşılıyor. Şatonun taş merdivenlerinden yukarı çıkarken, yalnızca bir otele değil, yüzyıllar boyunca aristokratların ve tüccarların yaşadığı bir hikâyeye adım attığımızı hissediyoruz.
Şatonun ilk etkileyen yanı mimarisi. Yüksek tavanlar, ağır ahşap kapılar, geniş pencereler ve duvarlardaki klasik tablolar, mekâna teatral bir atmosfer katıyor. Modern konforla restore edilmiş olsa da yapı, geçmişin karakterini korumayı başarıyor. Koridorlarda yürürken insanın aklına ister istemez 1600’lü yıllarda burada dolaşan ipek giysili konuklar geliyor. Odalar ise tarihle modern konforun incelikli bir birleşimi. Bazı odalarda eski şömineler, yüksek tavanlı pencereler ve bahçeye bakan manzaralar bulunuyor. Sabah uyandığımızda ilk gördüğünüz şey, kilometrelerce uzanan yeşil park ve kum tepeleri oluyor. Bu manzara, şehir hayatının hızlı temposundan tamamen kopmamızı sağlayan sessiz bir lüks de sunuyor.
Akşam saatlerinde ise şatonun atmosferi bambaşka bir hâl alıyor. Gün batımında parkın üzerinde oluşan altın tonları, mekânın tarihî ruhunu daha da belirgin kılıyor. Şatonun restoranında servis edilen modern Hollanda mutfağı ise bu deneyimi gastronomik bir yolculuğa dönüştürüyor.
Bu bölge aynı zamanda sanat tarihinin izlerini de taşıyor. Hollanda’nın ışığı, rüzgârı ve açık gökyüzü yüzyıllardır ressamları büyülemiş durumda. Kuzey Denizi’nden gelen keskin ışık ve kum tepeleri arasında uzanan manzara, ünlü ressam Vincent van Gogh’un tablolarında gördüğümüz o güçlü doğa hissini hatırlatıyor. Şatonun bahçesinde yürürken gökyüzünün tonları ve rüzgârın ağaçların arasında yarattığı hareket, adeta bir tablonun içinde dolaşıyormuşuz hissi veriyor. Van Gogh’un sanatında doğa yalnızca bir arka plan değil, duyguların diliydi. Şatonun çevresindeki geniş ufuk çizgisi, rüzgârla dalgalanan otlar ve dramatik bulutlar, bu toprakların sanatçılara neden ilham verdiğini açıkça gösteriyor. Şatonun parkında oturup gün batımını izlerken, Hollanda’nın doğasının bir ressamın fırçasına nasıl dönüştüğünü hayal etmek zor değil.
Belki de bu yüzden program boyunca şatoda geçireceğimiz geceler yalnızca lüks bir konaklama deneyimi değil; tarih, doğa ve sanatın iç içe geçtiği bir anı. Sabah penceremizi açtığımızda gördüğümüz manzara bir kartpostal gibi değil, sanki Van Gogh’un henüz tamamlanmamış bir tablosu gibi duruyor. Ve o anda anlıyoruz: bazı seyahatler sadece bir yere gitmek değildir, bir resmin içine de adım atmaktır ve SEYAHAT SANATTIR…

19.Yüzyıl Yel Değirmeninde Yemek Deneyimi: Sürreal Hollanda
Hollanda’da kökeni 15. yüzyıla dayanan bir yel değirmeninde restoran olur mu? Oldu! Biz buna MATİLDA tabiri ile "Rüzgârın İçinde Fine Dining" diyoruz. Hatta "Fine Dining’in En Romantik Hali"... Bir yel Değirmeni, Gastronomik Hollanda mutfağını sunan ödüllü bir şef ve unutulmaz bir menü. İnanamayacaksınız ama elbette yine TÜRKİYE'DEN İLK KEZ ve SADECE MATİLDA ile sadece Hollanda’nın değil dünyanın en yüksek tarihi yel değirmenlerinden birinde ödüllü restorana davetlisiniz!
Hollanda’nın tarihi değirmenleriyle ünlü bölgesinde yer alan mekan bizlere sadece bir yemek değil, adeta zaman içinde bir yolculuk sunuyor. 19. yüzyılın başında inşa edilse de kökeni 15.yüzyıla denk uzanan ve bir dönem tahıl ile malt öğütmek için kullanılan bu görkemli yel değirmeni, bugün romantik atmosferi ve özgün mimarisiyle gastronomi meraklılarını ağırlayan özel bir mekân. Hollanda'nın simgelerinden biri haline gelen değirmen, tarihi dokusunu koruyan taş duvarları ve ahşap iç yapısıyla geçmişin endüstriyel mirasını günümüz mutfak kültürüyle buluşturuyor.
Değirmenin içine adım attığımız anda, Hollanda’nın yüzyıllar boyunca rüzgârla çalışan bu dev yapılarla kurduğu ilişkinin izlerini görmek mümkün. Bir zamanlar jenever üretimi için malt öğüten değirmenin katlarında bugün masalar kurulmuş durumda. Dar merdivenler, kalın kirişler ve eski mekanik detaylar arasında ilerlerken sadece bir restorana değil, yaşayan bir kültürel mirasa da tanıklık ediyoruz.
Tarihi yel değirmeninin mutfağı ise klasik Hollanda-Fransız teknikleriyle yorumlanan modern Avrupa lezzetlerinden oluşuyor. Deniz ürünlerinden kırmızı ete uzanan menü, yerel malzemelerin özenli sunumuyla dikkat çekiyor. Özenle seçilmiş şaraplar ve bölgenin geleneksel içkisi jenever ile yapılan eşleşmeler, bu tarihi mekândaki gastronomi deneyimini daha da özel kılıyor.
Akşam saatlerinde değirmenin pencerelerinden süzülen ışık ve rüzgârın kanatlarda yarattığı hafif uğultu, yemeğe neredeyse sinematik bir atmosfer katıyor. Yel değirmeni bu yönüyle sadece bulunduğu bölgenin değil, Hollanda’nın da en özgün gastronomi duraklarından biri olarak öne çıkıyor; çünkü burada yemek yemek, bir yandan damak tadını keşfetmek, diğer yandan tarihin içinde oturmak anlamına geliyor. Elbette Türkiye'den Hollanda'ya keşfe çıkan SADECE MATLDA GEZGİNLERİ için...

Peki Tarihi Bir Dutch Kalesinde Yemeğe Ne Derdiniz?
Evet Hollanda'yı doya doya keşfedeceğiz diye boşuna söylemiyoruz. Bu kez 19.yüzyılın Dutch kontu ve kontesi Geloes ailesinin inşa ettirdiği Dutch şatosuna konuk oluyoruz. Önce, Avrupa’nın en prestijli projelerinden biri olarak “Açık Havada Yaşam, Doğa ve Miras” ödülünü alan kale parkını ve tarihi patikalarını adımlıyor ardından tarihi şatoda öğle yemeğimizi alıyoruz.
Hollanda Dutch kasabaları arasında Limburg bölgesinin Maas Nehri vadisine bakan yeşil tepelerin arasında saklanan şato, ziyaretçilerine masalsı bir atmosferde gastronomi deneyimi sunuyor. Elbette yine TÜRKİYE'DEN İLK DEFA ve SADECE MATİLDA GEZGİNLERİ bu ziyaretçiler arasında yer alıyor. Orta Çağ kökenli bu kale, taş duvarları, dar geçitleri ve romantik bahçeleriyle ilk bakışta tarih meraklılarını büyülüyor. Ancak burayıasıl özel kılan şey, geçmişin görkemini modern mutfakla buluşturan restoranı.
Kalenin avlusuna girdiğimiz anda, zamanın birkaç yüzyıl geriye sarıldığı hissine kapılıyoruz. Kalenin restoranında öğle yemeği, adeta bir sahne tasarımının parçası gibi başlıyor. Gün ışığının yumuşak ışıklara karışığ aydınlattığı salonlarda, ahşap kirişli tavanların altında kurulan masalar romantik bir ambiyans yaratıyor. Menü ise Dutch mutfağının yerel ürünlerini modern Avrupa dokunuşlarıyla yorumluyor. Şefin özenle hazırladığı tabaklarda bölgenin av etleri, taze balıklar ve mevsim sebzeleri zarif sunumlarla servis ediliyor. Her tabak, kalenin tarihine yakışan bir zarafet taşıyor.
Yemek deneyiminin en keyifli anlarından biri de kalenin bahçelerine açılan teras. Özellikle ilkbaharda Maas vadisinden gelen hafif rüzgâr eşliğinde burada oturmak ya da gezinmek, gastronomiyi bir doğa deneyimine dönüştürüyor. Şarap listesi ağırlıklı olarak Fransız ve Avrupa bağlarından seçilmiş olsa da, bölgesel tatları keşfetmek isteyenler için Hollanda ve Belçika’dan özel seçenekler de bulunuyor.
Dutch kalesinde yemek, sadece bir restoran ziyareti değil; tarih, mimari ve mutfağın iç içe geçtiği bir yolculuk. Bir zamanlar şövalyelerin ve soyluların yaşadığı bu taş duvarlar bugün gurme gezginleri ağırlıyor. Sakin doğasıyla çevrili bu kale, Hollanda’da gastronomi ile tarihi aynı sofrada buluşturmak isteyen biz keşif tutkunları için unutulmaz bir adres.

15.yüzyıl İskoç şatosunda konaklama ve İskoç Rehberler Odası Onur Üyesi ve Kokartlı Viski Gurmesi rehberimiz ile baştan başa İskoçya keşfi.. Gayda, viski ve geleneksel danslar.. Yerel inançlar ve kahramanlar.. Anglo-Sakson kültürü.. Loch Ness Gölü efsanesi.. Cesur Yürek William Wallece’ın izinde Stirling.. Single malt viski tadımı.. Tüylü İskoç ineklerinin süslediği Cairgorms tepeleri ve Dağlık İskoçya.. Estetik Viktorya yapıları.. Doğanın mimariyle buluştuğu sanatın tarihle raks ettiği pastoral bir senfoni İskoçya..
TÜRKİYE’DEN İLK DEFA ve SADECE MATİLDA’DA tüm Benelux ülkelerini şatolarda konaklayarak keşif.. 19.yüzyıl Hollanda yel değirmeninde ve tarihi Flaman gastronomi mekanlarında tadı damaklarda kalacak gurme deneyimler.. Kanallar boyu Amsterdam.. Ortaçağ şaheseri Brugge.. Brüksel’de Chez Leon’dan Lüksemburg’ta Dük William’a gastro bistro.. Sanat dolu sokaklar ve antika dükkanları.. Bitmek bilmeyen renkli gece hayatı.. Belçika, Hollanda ve Lüksemburg’u bir araya getiren tarihi üçgen Benelux..
TÜRKİYE’DEN İLK DEFA ve SADECE MATİLDA’da 17.yüzyıl Provence şatosunda konaklama ve lavanta kokulu şato bahçesinde Fransız şef Ricardo Lourenço’dan Provence gurmesi.. Avignon’da papa şarapları.. Nostradamus’un izinde Saint Remy.. Van Gogh’un başak tarlaları, Cezanne’nin limon bahçeleri.. Küçük prens Monako ve Monte Carlo.. Sisteron ve Gallo-Romen Sault.. Parfüm kent Grasse.. Yaşayan ortaçağ St.Paul de Vence.. Festival tadında Cannes.. Nice’den Marsilya’ya Cote d’Azur ve lavanta zamanı Provence..