Dahil Olan Hizmetler:
Türk Hava Yolları tarifeli seferi ile İstanbul-Paris-İstanbul uçak biletleri
Havalimanı vergileri ve bilet servis ücretleri
19.Yüzyıl Norman Şatosu ve 4* otelde toplam 3 gece kahvaltı dâhil konaklama
Otel ve şehir vergileri (turist vergileri)
Özel seyahat sağlık sigortası
Özel iptal & güvence poliçesi (Son Güne Kadar Tur İptal Hakkı)
Yurt dışı çıkış harçları
Yerel mekana alınacak 1 adet öğle yemeği (Norman Mutfağı)
Yerel mekana alınacak 1 adet akşam yemeği (Breton Mutfağı)
Normandiya I (Monet’in Bahçesi Rouen)
Normandiya II (Orta Çağ Limanı Honfleur)
Normandiya III (Normandiya Çıkarmasının İzinde Arromanches Sahili)
Normandiya IV (Medcezirin Tarihi Dönüştürdüğü Mont Saint Michel)
Bretonya I (Surlar Ardında Dinan)
Bretonya II (Şatobiryan’ın İzinde Combourg)
Bretonya III (Monastik Saint Malo)
Bretonya IV (Zamanın Durduğu Vitre)
Bretonya Gurmesi (Şatobiryan’ın Doğduğu Kasabada Şatobiryan):
Fransız Peynir Tabağı + Terin Çömleğinde Biberiyeli Kaz Ciğeri + Şatobiryan + Sufle
Normandiya Gurmesi (Rouen’de Ödüllü Norman Deniz Mutfağı):
Norman İstiridye + Susamlı Barbunya + Frambuazlı ve Yaban Mersinli Mus
Programda belirtilen tüm müze ve ören yeri giriş ücretleri
Tüm şehirler arası transferler
Havalimanı-otel-havalimanı transferleri
Matilda Travel profesyonel Türkçe rehberlik hizmeti
Yerel rehberlik hizmeti
Rehber, sürücü ve araç masrafları (Otoyol, park, ulaşım, konaklama, yemek vs.)
Rehber ve sürücü bahşişleri (Gezimizde bahşiş toplanmıyor)
Dahil Olmayan Hizmetler:
Schengen vize ücreti (150 Euro)
Fazla bagaj ücreti, otel ekstraları ve kişisel harcamalar
Programda belirtilmeyen tüm gezi, yeme-içme, müze girişi ve ulaşım hizmetleri
Gezi İçeriği ve Ayrıcalıkları:
"Her şey, hatta kendisi bile artık onun için dayanılmazdı. Bir kuş gibi kanatlanarak bir yerlere uçabilmeyi, uzak diyarlara gidebilmeyi ve orada yeniden gençleşmeyi diledi." diye anlatıyordu Gustave Flaubert, ünlü eserinde yaşamın tekdüzeliğinden sıyrılmak isteyen hayalperest Madam Bovary'nin dünyasını doğup büyüdüğü Normandiya sokaklarında. Monet ise Roune Katedrali'nin karşısında kiraladığı küçük odada ışığın katedralin görüntüsünü nasıl değiştirdiğini izliyordu. Ve 19.yüzyılın farklı günlerine, haftalarına, aylarına ve hatta yıllarına sarkan resimlerle katedrali resmetmeye başlayacak ve sanat tarihinin bu efsane çalışması gerçekçilikten izlenimciliğe geçişte büyük bir rol oynayarak ilk empresyonistlere örnek olacaktı. Bizler de Monet'in gözünden farklı bir Fransa'yı keşfetmeye ve Madam Bovary gibi uzak diyarlarda hayallerin izini sürmeye Normandiya ve Bretonya'ya gidiyoruz. Medcezirin doğaya dönüştürdüğü gotik mimariler, monastik kasabalar ve eski pazar meydanlarında geziyor, II.Dünya Savaşı'nın hüzünlü mirası Normandiya sahillerinde tarihe yolculuk ediyoruz.
Normandiya’da Bir Şato Sabahı: 19.Yüzyıl Sarmaşıklar Şatosunda Konaklama
Normandiya’nın sabahları, insanın ruhuna dokunan bir tablo gibi doğar ve doğanın uyanışıyla beraber ilkbaharın yaydığı hafif, çiçeksi, meyvemsi ve yeşil notalardan oluşan kokular Risle Nehri’nin kıvrımları boyunca ağır ağır yükselirken konaklayacağımız şatonun taş duvarları önce yüzyılların sessizliğini fısıldar.
Evet yanlış duymadınız! Yine TÜRKİYE’DEN İLK KEZ ve SADECE MATİLDA’da hayal gibi bir deneyim bu kez Normandiya’da sizleri bekliyor: Normandiya’da bir şato sabahı… Bir gece gerçek bir Norman aristokratı gibi yaşamak… Orta Çağ’ı tarihi yapıda en yakından hissetmek, bir parçası olabilmek, onu algılamak… Sıradan bir otel odasında değil hikayelerle konaklamak… Evet, “Fransa’da şatoda kaldım!” ve “Fransa’da Bir Gece Kendimi Aristokrat Gibi Hissettim!” diyeceğiz. Madem Orta Çağ’da Viking akıncılarının (Normanlar) yerleşerek kendi dükalıklarını kurdukları, Fransa'nın kuzeyindeki tarihi bölge Normandiya’yı keşfe çıkıyoruz o zaman bu şatonun kapılarını aralayıp tarihin gerçek bir parçası olmak gerekmez mi? Geleneğimiz olarak sadece gezip görmeyi değil onu keşfetmeye giden bizler TÜRKİYE’DEN İLK DEFA ve SADECE MATİLDA’da “HİKAYELERLE KONAKLA” konseptimizle Normandiya’da da bu ayrıcalığı gezginlerimize sunabilmekten ve bu deneyimi Türkiye dış turizmine kazandırabilmekten gurur duyuyoruz.
Sarmaşıklar şatosunda uyanmak, bir otelde gözlerinizi açmak değil; sanki zamanın sayfaları arasında kaybolmuş eski bir Fransız romanının içinde sabaha kavuşmak gibidir. Pencereden içeri süzülen solgun altın ışık, odanın klasik Fransız dekorunu daha da zarif gösterip bahçedeki asırlık ağaçların gölgeleriyle de dans ederken Normandiya’nın büyüsü ilk dakikadan itibaren sizi içinize çeker. Şatonun odalarında dolaşan tarih, her detayda hissedilir. Yüksek tavanların altında duran antika mobilyalar, geçmişin zarafetini günümüze taşıyan sessiz tanıklar gibidir. Kalın perdeler aralandığında görünen manzara ise neredeyse empresyonist bir tabloyu andırır: nemli çimenler, hafif sisle örtülmüş ağaçlar ve nehir kıyısında sabahın ilk ışıkları. Gezgin, burada yalnızca konaklamaz; sanki Monet’nin paletinden düşmüş bir sabahın içine adım atar. İşte MATİLDA’nın ayrıcalığı da burada başlar. Monet’in adını tur isimlerine vermek yetmez. Monet’i anlamanın yolu sadece birkaç yapıyı gezip onu anmakla olmaz. Monet’i hissetmenin ve Monet’i anlamanın yolu işte bu deneyimden geçer. SADECE MATİLDA GEZGİNLERİNİN yaşayabileceği bu deneyimden…
Şatonun bahçesi ise keşif ruhu taşıyan gezginler için küçük bir evrendir. Asırlık ağaçların arasında kıvrılan patikalar, eski taş köprüler ve suyun üzerinde hafifçe titreşen sabah ışığı… Her adımda başka bir manzara ortaya çıkar. Bir köşede asırlık duvarları saran sarmaşıklar, başka bir köşede zümrüt ormanlara uzanan çimenlik bir alan. Burası yalnızca yürünecek bir bahçe değil, doğanın ve tarihin birlikte yazdığı şiirsel bir mekândır.
Şatoda alacağımız sabah kahvaltısı ise Fransız yaşam sanatının en zarif ritüellerinden biridir. Kristal bardaklar, porselen tabaklar ve taze çiçeklerle süslenmiş masalar şatonun büyük pencerelerinin önünde hazırlanır. Tereyağının kokusu, yeni pişmiş kruvasanların sıcaklığı ve Normandiya’nın elma bahçelerinden gelen reçeller… Bu kahvaltı sadece bir öğün değil; zamanın yavaşladığı, sohbetlerin uzadığı ve hayatın tadının gerçekten alındığı bir sabah seremonisidir. Büyük pencerelerden görünen bahçe manzarası eşliğinde yapılan uzun bir kahvaltı, Fransa’nın yavaş ve keyifli yaşam kültürünü hissettiren küçük ama unutulmaz bir an yaratır.
Normandiya’yı keşfetmek isteyen MATİLDA GEZGİNLERİ için bu şato yalnızca bir konaklama noktası değil, bölgenin ruhunu hissettiren bir durak. Sabah sisinin bahçeye yayıldığı, kahvaltı salonunda kahve kokusunun yükseldiği ve nehir kıyısında zamanın yavaşladığı bu atmosfer, Normandiya seyahatinin en unutulmaz anlarından birine dönüşür. Sarmaşıklar şatosunda geçirilen bir sabah, Fransa’nın romantik yüzünü keşfetmek isteyenler için adeta küçük bir masal gibidir.

Chateaubriand’ın Şatosunda Şatobiryan Denemek: Efsanenin Doğduğu Yerde!
Biraz hayal gibi gelebilir ama söz konusu seyahat olunca hayalleri gerçeğe dönüştürmek MATİLDA'nın geleneksel bir gezi terziliğdir ve bizler için "SEYAHAT SANATTIR".
Madem gezimizde Bretonya'ya da yol alacağız o zaman gidip görmek yetmez. Öyle ya bizler Goethe'nin sözlerine kulak verip "bir yere varmak için değil keşfetmek için seyahat edenleriz". Bir geziyi süslü başlıklarla ve keşif sloganlarıyla öne çıkarıp deneyimden uzak hikayeden yoksun bırakanlar olamayız! Evet. Bu kez bir başka şatonun kapısını aralayacağız. Nerenin mi? Fransız yazar ve diplomat François‑René de Chateaubriand’ın çocukluk yıllarını geçirdiği ve ünlü Şatobiryan yemeğinin doğduğu şatoya... Chateaubriand’ın şatosunda Şatobiryan denemeye hazır mısınız? Efsanenin doğduğu yerde! Elbette yine TÜRKİYE'DEN İLK KEZ ve SADECE MATİLDA'da...
Bretonya’nın romantik köşelerinden biri olan Chateaubriand’ın şatosu, yalnızca ortaçağ kuleleri ve sisli göl manzarasıyla değil, aynı zamanda gastronomi tarihindeki özel bir hikâyeyle de tanınıyor. Fransız yazar ve diplomat François‑René de Chateaubriand’ın çocukluk yıllarını geçirdiği bu şato, bugün ziyaretçilere hem edebiyat hem de mutfak kültürünün iç içe geçtiği bir deneyim sunuyor.
Taş duvarların ve göle bakan pencerelerin arasında dolaşırken kendimizi bir romanın sayfaları arasında geziyormuş gibi hissediyoruz. Şatonun restoranına adım attığımızda atmosfer bambaşka bir zamana açılıyor. Loş ışık, ağır perdeler ve tarihi salonun dinginliği, yemeğin daha başlamadan özel olacağının habercisi. Menüde ise elbette yıldız bir isim var: dünyaca ünlü Fransız bifteği şatobiryan. Rivayete göre bu zarif ve kalın kesim biftek, Chateaubriand için hazırlanan özel bir tariften doğmuş ve zamanla Fransız mutfağının klasiklerinden biri hâline gelmiş.
Masaya gelen şatobiryan, dışı mühürlenmiş, içi yumuşacık ve sulu bir et olarak servis ediliyor. Yanında gelen klasik Fransız sosları ve patates garnitürü, yemeğin karakterini tamamlıyor. İlk lokmada hissedilen yoğun et aroması ve tereyağı dokunuşu, neden bu yemeğin bir efsane olarak anıldığını hemen anlatıyor. Tarihi bir şatonun salonunda, yüzyıllardır anlatılan bir tarifin tadına bakmak ise deneyimi sıradan bir yemeğin çok ötesine taşıyor.
Yemek sonrası şatonun bahçesine çıkıp göle doğru baktığınızda, Bretonya'nın bahar serinliği ve taş kulelerin silueti gezgini geçmişe götürüyor. Bir zamanlar romantik akımın öncülerinden birinin yaşadığı bu şatoda, adını taşıyan yemeği tatmak hem kültürel hem de gastronomik bir yolculuk gibi. Kısacası burada geçirilen bir zaman, yalnızca bir yemek değil; tarih, edebiyat ve Fransız mutfağının buluştuğu unutulmaz bir deneyim.

Normandiya Çıkarmasının İzinde: Arromanches Sahili
Normandiya kıyılarında yer alan küçük sahil kasabası Arromanches-les-Bains, II. Dünya Savaşı’nın seyrini değiştiren Normandiya Çıkarması’nın en önemli tanıklarından biri. Bugün sakin bir tatil kasabası gibi görünen bu sahil, 6 Haziran 1944 sabahı tarihin en büyük amfibi harekâtlarından birine sahne olmuştu. Denizden bakıldığında hâlâ görülebilen dev beton bloklar ve paslı metal kalıntılar, savaşın izlerini sessizce taşımaya devam ediyor.
Arromanches’i farklı kılan şey, Müttefiklerin burada kurduğu yapay liman: Mulberry Harbour. Çıkarma sonrası asker ve mühimmat sevkiyatını sağlamak için denize yerleştirilen dev beton bloklar bugün gelgit sırasında su yüzüne çıkıyor. Sahilde yürürken bu kalıntılarla göz göze gelmek, tarihle kurulan oldukça güçlü bir bağ yaratıyor; adeta geçmiş birkaç adım ötede duruyor.
Bugün Arromanches sahili, huzurlu yürüyüşler, küçük kafeler ve Atlantik’in tuzlu rüzgârıyla karşılıyor bizleri. Ancak kumların altında ve ufuk çizgisinde duran beton bloklarda hâlâ tarihin ağırlığı hissediliyor. Normandiya’yı gezerken Arromanches’te durmak, bir sahili görmek değil; Avrupa’nın kaderini değiştiren günün izlerinde sessiz bir yolculuğa çıkmak anlamına geliyor.

Gelgitlerle Değişen Tarih: Mont Saint Michel
Normandiya kıyılarında, denizin ritmiyle şekillenen büyüleyici bir ada yükselir: Mont Saint-Michel. Gelgitlerin günde iki kez dramatik biçimde değiştirdiği bu eşsiz manzara, bizlere sanki zamanın da suyla birlikte çekilip geri geldiği hissini yaşatır. Yüzyıllardır hacıların, gezginlerin ve meraklıların ilgisini çeken bu ortaçağ harikası, uzaktan bakıldığında denizin ortasında yüzen bir masal kalesi gibi görünür.
Adanın dar taş sokaklarına adım attığımızda, kendimizi bir anda yüzyıllar öncesinin atmosferinde buluruz. Küçük dükkânlar, eski taş evler ve yukarı doğru kıvrılan merdivenli yollar, bizleri adanın zirvesindeki görkemli manastıra doğru yönlendirir. Yol boyunca denizin kokusu ve rüzgârın sesi eşlik eder; sanki her köşe, burada yaşamış keşişlerin ve hacıların hikâyelerini anlatır.
Mont Saint-Michel’i diğer tarihi yapılardan ayıran en büyüleyici unsur ise gelgitlerdir. Saatler içinde kilometrelerce geri çekilen deniz, adayı geniş kumluklarla çevreler; ardından hızla yükselen sular tekrar adayı denizle sarar. Bu doğa olayı, yüzyıllardır adayı hem koruyan hem de ona gizemli bir karakter kazandıran bir sahne yaratır.
Gün batımında manastırın taş duvarları altın rengine bürünürken, gelgit sularının yavaşça yükseldiğini izlemek Mont Saint-Michel’de yaşanan en unutulmaz anlardan biridir. O an, yalnızca bir tarihi yapıyı değil; doğa, tarih ve insan emeğinin birlikte yarattığı benzersiz bir mirası seyrettiğimizi fark ederiz. Mont Saint-Michel, bu yüzden yalnızca bir gezi noktası değil, her gelgitle yeniden yazılan bir öyküdür.

TÜRKİYE’DEN İLK KEZ ve SADECE MATİLDA ile gezi boyunca Fransa kralı XIII. Louis’in şatosunda konaklama.. Kralın av seferleri sonrası ziyafeti çektiği mekanda gurme ve bir başka şatonun Michelin restoranında gerçek bir derebeyi av yemeği.. Arduvaz çatılı hendekli kaleler, sarmaşıklı duvarlar, sırlı tablolar.. Da Vinci’nin mezarı ve Mona Lisa’yı tamamladığı köşk.. Ten Ten’in şatosu Cheverny.. Balzac’ın Vadideki Zambak'ı Tours.. Chambord’dan Blois’e, Amboise’den Chenonceau’ya Fransa’nın masal diyarı Loire Vadisi..
TÜRKİYE’DEN İLK DEFA ve SADECE MATİLDA’da 17.yüzyıl Provence şatosunda konaklama ve lavanta kokulu şato bahçesinde Fransız şef Ricardo Lourenço’dan Provence gurmesi.. Avignon’da papa şarapları.. Nostradamus’un izinde Saint Remy.. Van Gogh’un başak tarlaları, Cezanne’nin limon bahçeleri.. Küçük prens Monako ve Monte Carlo.. Sisteron ve Gallo-Romen Sault.. Parfüm kent Grasse.. Yaşayan ortaçağ St.Paul de Vence.. Festival tadında Cannes.. Nice’den Marsilya’ya Cote d’Azur ve lavanta zamanı Provence..
TÜRKİYE’DEN İLK DEFA ve SADECE MATİLDA’DA ortaçağ Fransa şatolarında gurme yolculuğu.. Tarihi 11.yüzyıla uzanan kalelerin Michelin yıldızlı yemek salonlarında sofralar ve şatoda konaklama.. Kral, kraliçe ve lord mutfaklarından lezzetler.. Beaujolais şarap malikaneleri ve derebeyi yemekleri.. 3 Michelin yıldızlı efsane şef Alain Ducasse’nin elinden Bouchon deneyimi.. Rhone Alpleri eteğinde saklı Fransız kasabaları.. Uyuyan Güzel’in Şatosu Corcelles.. Hafızalardan ve damaklardan silinmeyecek bambaşka bir keşif..