Dahil Olan Hizmetler:
Türk Hava Yolları tarifeli seferi ile İstanbul-Malta-İstanbul uçak biletleri
Havalimanı vergileri ve bilet servis ücretleri
4* otelde 3 gece kahvaltı dahil konaklama
Otel ve şehir vergileri (turist vergileri)
Özel seyahat sağlık sigortası
Özel iptal & güvence poliçesi (Son Güne Kadar Tur İptal Hakkı)
Yurt dışı çıkış harçları
Yerel mekanda alınacak 1 adet öğle yemeği
Yerel mekanda alınacak 1 adet akşam yemeği
Tatlı Şövalye Malta I (Malta Şövalyelerinin İzinde Valletta)
Tatlı Şövalye Malta II (Geleneksel Malta Gondolları ile Dghajsa)
Tatlı Şövalye Malta III (Üç Şehirler / Birgu, Senglea ve Cospicua)
Tatlı Şövalye Malta VI (Eski Başkent Mdina)
Tatlı Şövalye Malta V (Sessiz Şehir Rabat)
Tatlı Şövalye Malta VI (Caravaggio’nun İzinde Malta)
Tatlı Şövalye Malta VII (Feribotlar ile Homeros’un Efsane Adası Gozo)
Tatlı Şövalye Malta VIII (Game of Thrones Dizi Mekanları)
Tatlı Şövalye Malta IX (Hagar Qim & Mnajdra Tapınakları ve Antik Malta)
Tatlı Şövalye Malta X (Tekne ile Mavi Mağara ve Egzotik Malta)
Tatlı Şövalye Malta XI (Marsaxlokk ve Malta’nın Renkleri)
Malta Gurmesi I (Deniz Müzesi’nde Gurme Deneyim):
Kekik ve fesleğenli deniz tarağı + Ortaçağ usulü ördek yahnisi + Limoncellolu cheesecake
Malta Gurmesi II (Marsaxlokk Balıkçı Kasabasında Deniz Ürünleri Mutfağı):
İstiridyeli makarna + Marsaxlokk Spesyeli (Akdeniz hamsisi, karides ve kalamar) + Tiramisu
Programda belirtilen tüm müze ve antik kent giriş ücretleri
Tüm şehirler arası transferler
Havalimanı-otel-havalimanı transferleri
Matilda Travel profesyonel Türkçe rehberlik hizmeti
Yerel rehberlik hizmeti
Rehber, sürücü ve araç masrafları (Otoyol, park, ulaşım, konaklama, yemek vs.)
Rehber ve sürücü bahşişleri (Gezimizde bahşiş toplanmıyor)
Dahil Olmayan Hizmetler:
Schengen vize ücreti (150 Euro)
Fazla bagaj ücreti, otel ekstraları ve kişisel harcamalar
Programda belirtilmeyen tüm gezi, yeme-içme, müze girişi ve ulaşım hizmetleri
Gezi İçeriği ve Ayrıcalıkları:
Akdenizin ortasında 7000 yıllık mistik tarihiyle hala keşfedilmeyi bekleyen Malta'ya yol alıyoruz. Şövalyelerin savunduğu surlar ardındaki dünyayı keşfetmeye, Akdeniz maviliklerine bakan bal rengi taşların süslediği yapılar arasında kale kentlerin kapılarını aralamaya gidiyoruz. Malta seyrine doyum olmayan doğal güzellikleri ve dingin bir cenneti andıran adaları yanında tarih öncesine uzanan arkeolojik alanları ve UNESCO mirası tarihi yapıları ile karşılıyor bizleri.
Barok’un Asi Ruhu: Caravaggio’nun Malta Hikâyesi
Barok sanatın asi dehası Caravaggio, yalnızca tuvallerde değil, yaşadığı şehirlerde de iz bırakan bir sanatçıydı. Onun en dramatik duraklarından biri ise Akdeniz’in ortasında yükselen Malta ve başkenti Valletta. Sürgün, kaçış ve yeniden doğuş temalarıyla örülü Malta hikâyesi, bugün “Avrupa’da Mimari ve Sanat” izlerini sürmek isteyen bizlere sanatla iç içe bir rota sunuyor. Valletta’nın dar taş sokaklarında yürürken, Caravaggio’nun gölgeli dünyasının hâlâ hissedildiğini fark etmek zor değil.
Valletta Sokaklarında Bir Asi’nin İzleri
Valletta, altın sarısı kireçtaşı binaları ve dar sokaklarıyla adeta bir açık hava sahnesi. Caravaggio’nun 1607’de Malta’ya gelişi, onun Roma’daki sorunlu geçmişinden kaçışının bir parçasıydı. Bugün Republic Street boyunca yürürken ya da sessiz ara sokaklara saptığımızda, ressamın çalkantılı ruhunu bu şehirle nasıl bütünleştirdiğini hayal edebiliyoruz. Işık ve gölge kontrastını ustalıkla kullanan sanatçının tarzı, Valletta’nın sert güneşi ve derin gölgeleriyle adeta doğal bir uyum içindedir.
Barok’un Kalbi: Aziz John Katedrali
Şehrin en etkileyici duraklarından biri olan Aziz John Katedrali, Caravaggio’nun Malta’daki en önemli eserine ev sahipliği yapıyor: “Aziz Yahya’nın Başının Kesilmesi”. Bu tablo, sanatçının imzaladığı tek eser olmasıyla da ayrı bir öneme sahip. Katedralin ihtişamlı altın işlemeleri ve yoğun barok süslemeleri arasında bu karanlık sahneyle karşılaşmak, bizde güçlü bir duygusal etki yaratıyor. Caravaggio’nun dramatik anlatımı burada zirveye ulaşıyor.
Caravaggio’nun Malta’daki yaşamı yalnızca sanatla değil, aynı zamanda Hospitalye Şövalyeleri (Aziz John Şövalyeleri (sonradan ismi Rodos Şövalyeleri, çok sonralarıysa Malta Şövalyeleri olarak anılan 11.yüzyıl başlarında kurulmuş bir şövalye tarikatıdır) olan ilişkisiyle de şekillendi. Ressam, şövalyeler tarafından kabul edilerek onurlandırıldı; ancak asi doğası onu burada da rahat bırakmadı. Bir kavga sonrası hapse atılması ve ardından dramatik kaçışı, Malta’daki hikâyesini daha da efsanevi kılar. Bu olaylar, onun sanatındaki gerilim ve hareketin gerçek hayattaki yansımaları gibidir.
Bugün Valletta’da Caravaggio’nun izini sürmek, sadece bir sanat turu değil; aynı zamanda bir karakter yolculuğudur. Her köşe başında, her taş duvarda onun hikâyesinden bir parça hissedilir. Malta’nın sıcak rüzgârı eşliğinde ve SADECE MATİLDA’nın özgün gezi tasarımı ile bu rotayı takip ederken, Barok’un asi ruhunu daha derinden kavrıyoruz. Valletta, Caravaggio’nun sadece sığındığı bir liman değil; aynı zamanda efsanesinin yeniden yazıldığı bir sahnedir.

Tarihin Ortasındaki Sofra: Malta Denizcilik Müzesinde Gurme
Dalgaların hikâyesi tabakta anlatıyoruz desek inanır mısınız? Evet tarihin ortasında bir sofra, yine TÜRKİYE'DEN İLK KEZ ve SADECE SEÇKİN MATİLDA GEZGİNLERİ ile Malta Denizcilik Müzesi'nde buluşuyor. Tarih ve tat aynı masaya konuk oluyor. Gemiler, hikâyeler korsanlar ve sofralar. Gelin bu sıra dışı deneyim için deniz müzesinin kapılarını aralayalım.
Malta Denizcilik Müzesi, Malta’nın denizle kurduğu yüzyıllık bağın en etkileyici anlatılarından birini sunuyor. Tarihi tersanelerin kalbinde, Birgu’nun (Vittoriosa) taş sokakları arasında yer alan bu müze; şövalyeler döneminden Britanya donanmasına uzanan geniş bir hikâyeyi, gemi maketleri, navigasyon aletleri ve etkileyici denizcilik objeleriyle gözler önüne seriyor. Daha içeri adım atar atmaz hissedilen o hafif tuz kokusu ve kalın taş duvarların serinliği, bizleri bir anda geçmiş yüzyılların deniz yolculuklarına götürüyor.
Müze gezisinin en keyifli yanı ise özel bir bölümde bizleri bekleyen tarihi sofra. Tarihi diyoruz çünkü tarihin ortasında kurulan bu sofrada korsan arşivlerinden alınıp günümüz Akdeniz gastronomisi ile harmanlanan yemekler SADECE MATİLDA GEZGİNLERİNİ bekliyor.
Tabaklarımızdaki dalgaların hikayesi kekik ve fesleğenin aromatik dokunuşuyla hazırlanan deniz tarağı ile başlıyor. Menünün açılışını zarif ama iddialı bir şekilde yapılıyor. Dışı hafif mühürlenmiş, içi ipeksi dokusunu koruyan bu lezzet, Akdeniz’in tazeliğini tabağa taşıyor. Taze otların ferahlığı, deniz tarağının doğal tatlılığıyla dengelenirken her lokmada hem hafiflik hem derinlik hissediliyor. Bu başlangıç, damağı yormadan bir hikâyenin kapısını aralıyor; sofistike ama samimi bir giriş.
Korsanlar genellikle uzun süre bozulmayan yiyecekleri tercih ederlerdi. Bunlar arasında sert peksimetler, tuzlanmış etler (genellikle sığır ve domuz) kuru fasulye, pirinç ve peynir bulunurdu. Ördek, tavuk veya kaz gibi taze kümes hayvanları gemide beslenmesi ve saklanması zor hayvanlardı. Bu nedenle, ancak bir limandan yeni ayrılındığında veya bir gemi yağmalandığında ele geçerse taze olarak tüketilirdi. Bizler de taze bir yemeğin tadını sürecek ve Orta Çağ usulü pişirilecek ördek yahnisinin tadını çıkaracağız. Yavaş pişirilmiş etin yoğun aroması, baharatların sıcak karakteriyle birleşerek geçmişin rustik mutfak kültürünü bugüne taşıyacak. Finalde sahneye çıkan limoncellolu cheesecake ise tüm bu güçlü tatların ardından ferahlatıcı bir kapanış sunuyor. Hafif ekşi, narenciye notalarıyla zenginleşen bu tatlı, menüyü dengeli ve akılda kalıcı bir şekilde tamamlıyor. Baştan sona uzanan bu üçlü, yalnızca bir yemek değil; zamanlar ve tatlar arasında kurulmuş rafine bir yolculuk.

Limanın Tuzu, Mutfağın Ruhu: Marsaxlokk
Malta gurme yolculuğunun en özel duraklarından biri de kuşkusuz Marsaxlokk. Malta’nın en karakteristik balıkçı köylerinden Marsaxlokk, sabahın ilk ışıklarıyla birlikte denizin ritmini sofralara taşıyan bir gastronomi sahnesi. Rengârenk luzzu teknelerinin kıyıya dizildiği limanda, tuzlu esintiyle karışan deniz kokusu iştahı açıyor. Burada yemek yemek yalnızca bir öğün değil; balıkçıların ağlarından çıkan tazeliğin, Akdeniz güneşiyle harmanlanan bir yaşam kültürünün parçası.
İlk tabakta gelen istiridyeli makarna, denizin zarafetini kremamsı bir dokunuşla buluşturuyor. Hafif tuzlu ve mineral zenginliği taşıyan istiridyeler, makarnanın ipeksi sosuyla bütünleşerek damakta uzun süre kalan sofistike bir tat bırakıyor. Her lokmada hissedilen o dengeli deniz aroması, Marsaxlokk mutfağının sadelikten doğan şıklığını gözler önüne seriyor.
Ardından gelen Marsaxlokk spesyeli ise tam anlamıyla bir deniz şöleni: Akdeniz hamsisi, karides ve kalamarın ustalıkla hazırlanmış birlikteliği. Hafif çıtır dokular ve içlerinde saklı kalan o yumuşaklık, limon ve zeytinyağı dokunuşuyla dengeleniyor. Bu tabak, bölgenin denizle kurduğu doğrudan ve gösterişsiz ama bir o kadar da etkileyici ilişkiyi temsil ediyor.
Finalde gelen tiramisu ise Akdeniz’in tatlı kapanışı elbette. Kahvenin yoğun aroması, mascarpone ile dengelenirken kakao dokunuşu hafif bir acılık katıyor. Marsaxlokk’ta deniz kenarında bir öğle yemeği böylece yalnızca deniz ürünleriyle değil, duygularla da tamamlanıyor. Limanın tuzu damağımızda kalırken, mutfağın ruhu hafızamıza kazınıyor.

Antik Malta: Hagar Qim ve Mnajdra Tapınakları
Hagar Qim ve Mnajdra, Akdeniz’in ortasında zamanın neredeyse durduğu bir coğrafyada yükseliyor. Malta’nın güney kıyısında, denize bakan sarp kayalıkların üzerinde konumlanan bu iki tapınak, MÖ 3600–2500 yıllarına uzanan geçmişleriyle dünyanın en eski bağımsız taş yapıları arasında sayılıyor. Devasa kireçtaşı blokların nasıl taşındığı ve bu anıtsal yapıların nasıl inşa edildiği hâlâ tam olarak çözülememiş bir sır olarak bizlerin hayal gücünü harekete geçiriyor.
Hagar Qim’in yuvarlak hatlı odaları ve taş kapıları, ilk bakışta ilkel gibi görünse de aslında son derece sofistike bir planlamanın ürünü. İç mekânlarda yer alan nişler ve sunaklar, buranın yalnızca bir yapı değil, aynı zamanda ritüellerin ve inançların merkezi olduğunu hissettiriyor. Güneş ışığının belirli günlerde belirli noktalardan içeri süzülmesi ise bu tapınakların astronomiyle olan güçlü bağını gözler önüne seriyor.
Kıyıya biraz daha yakın konumlanan Mnajdra ise üç ayrı tapınaktan oluşan yapısıyla dikkat çekiyor. En etkileyici özelliklerinden biri, ekinoks ve gündönümlerinde güneş ışığının kapı açıklıklarından geçerek belirli taşları aydınlatması. Bu durum, binlerce yıl önce yaşayan insanların gökyüzünü ne kadar dikkatle gözlemlediğini ve mimariyi bu bilgiyle nasıl harmanladığını kanıtlar nitelikte. Denize karşı konumlanan bu tapınaklarda dolaşırken, dalga sesleri ve rüzgârın uğultusu geçmişle bugün arasında görünmez bir bağ kuruyor.

Homeros’un Efsane Adası Gozo:
Akdeniz'in ortasında Gozo; efsanelerle gerçeğin iç içe geçtiği büyülü bir durak. Antik çağda Homeros’un Odysseia destanında “Kalypso’nun adası” olarak tasvir edilen bu topraklar, bugün hâlâ aynı gizemli ruhu taşıyor. Yavaş akan zamanı, berrak suları ve dingin atmosferiyle Gozo, Malta’nın hareketli yüzünden uzaklaşıp nefes almak isteyenler için de adeta başka bir dünya.
Adanın kalbinde yükselen Victoria’daki tarihi surlar, geçmişin izlerini çarpıcı bir şekilde yansıtıyor. Dar sokaklardan yürüyerek ulaşılan Cittadella, yalnızca bir savunma yapısı değil; aynı zamanda adanın hafızası. Tepeden bakıldığında görülen kırsal manzara, Gozo’nun doğayla kurduğu derin bağı gözler önüne sererken, taş evler ve kiliseler bu pastoral tabloyu tamamlıyor.
Gozo’nun en çarpıcı yönlerinden biri ise doğanın sahnelediği görsel şölen. Kızıl kumlarıyla ünlü Ramla Kumsalı, altın ışıkta parlayan bir tabloyu andırırken; Dwejra bölgesindeki kayalık oluşumlar ve Inland Denizi, adanın vahşi ve dokunulmamış yüzünü ortaya koyuyor. Burada deniz, sadece bir manzara değil; aynı zamanda adanın ruhunu şekillendiren güçlü bir unsur.
Gün batımında sahil kasabalarında hayat yavaşça ritmini değiştiriyor. Küçük restoranlardan yükselen deniz ürünleri kokusu, hafif esen rüzgârla karışırken Gozo’nun sade ama etkileyici yaşam tarzını hissettiriyor. Belki de bu yüzden, efsanelerin anlattığı gibi, buraya gelenler yalnızca bir ada değil; zamanın dışına açılan bir kapı keşfediyor.

TÜRKİYE’DEN İLK KEZ ve SADECE MATİLDA’da destansı bir deneyim: Leonelli kumsalında ve Capri Adası’nın Deniz Feneri’nde deniz, kum, güneş ve şezlonglarımıza servis edilecek İtalyan deniz ürünleri mutfağı.. Michelin yıldızlı manastır restoranda ye, sev ve dua et.. Pompeii ve Günahlar Sarayı Villa Boscoreale.. Kartpostal tadında Amalfi sahilleri.. Roma imparatorlarının gizli cenneti Capri Adası.. Limon kokulu kasabalar ve İtalyan Gastronomi felsefesi.. İtalya’da Aman Tanrım! dedirten efsane rota..
Zümrüt yeşili sular, turkuaz koylar, bembeyaz sahiller ve Akdeniz’in baş döndüren manzaraları ile Sardinya’da deniz, kum ve güneş.. Yaz keyfinin Sardinya kültür ve tarihiyle buluştuğu sıcacık bir seyahat.. Orgosolo dağ kasabası ve ölümsüzleşen sokak sanatı.. Barumini’de arkeolojik keşifler.. Greklerden Romalılara Akdeniz’in mutlu limanı Olbia.. Sıcak kanlı İtalyan Cagliari.. Etrüsklerden günümüze Civitavecchia.. Odun fırınında kalkan balığı ve bol deniz mahsullü gurme keyfi.. İtalya’da deniz ve Sardinya Adası..
TÜRKİYE’DEN İLK KEZ ve SADECE MATİLDA’da Circumetnea Treni ile Etna Yanardağını çevreleyen köy ve kasabalar.. Fıstık ağaçlarından zeytinliklere, üzüm bağlarından lav tarlalarına gerçek bir Sicilya seyri.. Barok sanatın doruk noktası Val di Noto.. İtalyan mafyasının doğduğu topraklar.. Savoca ve Baba (Godfather) film mekanları.. Arşimet, Goethe ve Sophia Loren’in izleri.. Etna krateri.. Küllerinden doğan Katanya.. Mistik Palermo.. Taormina’dan Siraküza’ya, Cefalu’dan Noto’ya adım adım Sicilya..