Dahil Olan Hizmetler:
Türk Hava Yolları ile İstanbul-Bogota-İstanbul dış hat uçak biletleri
Yerel Hava Yolları ile Bogota-Lima / Cusco-Bogota dış hat uçak biletleri
Yerel Hava Yolları ile Lima-Cusco iç hat uçak biletleri
Tüm havalimanı vergileri ve bilet servis ücretleri
4* ve Butik otellerde toplam 8 gece dahil konaklama
Otel ve şehir vergileri (turist vergileri)
Özel seyahat sağlık sigortası
Yurt dışı çıkış harçları
Yerel mekanda alınacak 1 adet öğle yemeği
Yerel mekanda alınacak 1 adet akşam yemeği
Mistik Peru I (Özel Uçaklarla Nazca Çizgileri - Sessizliğin Desenleri)
Mistik Peru II (Huacachina Vahası ve Buggy Kum Araçlarıyla Çöl Safarisi)
Mistik Peru III (Peru’nun Galapagos’u: Ballestas Adaları)
Mistik Peru IV (Sisler Ardında Machu Pichhu)
Mistik Peru V (Cam Tavanlı Lüks Tren ile Kutsal Vadi)
Mistik Peru VI (İnka Başkenti Cusco ve Megalitik Mimarlık)
Mistik Peru VII (Pasifik Kıyısında Lima)
Kolombiya’ya Yolculuk I (Kahve Kokulu Bogota)
Kolombiya’ya Yolculuk II (Abartının Poetiği: Botero'da Formun Felsefesi)
Kolombiya’ya Yolculuk III (And Dağlarında Transandantal Deneyim: Zipaquira)
Kolombiya’ya Yolculuk IV (Ritüeller ve Tanrılar: Kolombiya Altın Müzesi)
Program boyunca ziyaret edilecek tüm milli park ve antik kent giriş ücretleri
Şehirler arası transferler
Havalimanı-otel-havalimanı transferleri
Matilda Travel profesyonel Türkçe rehberlik hizmeti
Yerel rehberlik hizmeti
Rehber, sürücü ve araç masrafları (Otoyol, park, ulaşım, konaklama, yemek vs.)
Rehber ve sürücü bahşişleri (Gezimizde bahşiş toplanmıyor)
Dahil Olmayan Hizmetler:
Fazla bagaj ücreti, otel ekstraları ve kişisel harcamalar
Programda belirtilmeyen tüm gezi, yeme-içme, müze girişi ve ulaşım hizmetleri
MATİLDA ile Keşfet:

Gezi İçeriği ve Ayrıcalıkları:
Sadece Machu Picchu ile keşfedilecek bir yer değil Peru!. Onu anlayabilmek için rengarenk elbiseleriyle ünlü şamanik Peru yerlilerinin o meşhur şapkalarının altında yatan apayrı öykülere kulak vermek, gökyüzünden Nacza Çizgilerini keşfetmek ve yüzyıllardır bu yana süre gelen And geleneklerinin izini sürmek icap ediyor.. Gelin mistik Peru dünyasını kahve kokulu Kolombiya ile harmanladığımız bu keşif yolculuğuna biraz daha yakından bakalım.
Sessizliğin Desenleri: Gökyüzünden Nazca Çizgileri
Peru’nun güneyinde, And Dağları’nın gölgesinden süzülen ince bir toz rüzgârı, Nazca Çölü’nün sessizliğini taşıyor. Bu sessizlik öyle derin ki, sanki binlerce yıldır kimsenin bozmaya cesaret edemediği bir sırrı saklıyor. O sır, toprakta çizili. Sadece gökyüzünden okunabiliyor. Ve adına “Nazca Çizgileri” deniyor. Kumun yüzeyinde sanki bir zamanlar var olmuş bu hikâye yine yalnızca yukarıdan, gökyüzünden bakınca anlaşılabiliyor.
Uçağın küçük penceresinden dışarı baktığımızda, dünyanın en gizemli sanat galerisini görüyoruz. Rüzgârın dokunmadığı, zamanın unutamadığı çizgiler... Nazca halkının iki bin yıl önce toprağa işlediği devasa bir alfabe… Bir kuşun zarif kanatları, bir maymunun kıvrımlı kuyruğu, bir örümceğin sabırla işlediği ağ; hepsi altın tonlu toprağın üzerine işlenmiş dev bir hikâye.
Nazca Çizgileri’ni gökyüzünden izlemek, sanki görünmeyen bir elin yüzyıllar önce başlattığı bir dansa tanıklık etmek gibi. Her figür, rüzgârla konuşan bir sembol; her çizgi, sonsuzluğa yazılmış bir cümle. Bilim insanları bu devasa motiflerin anlamı üzerine hâlâ tartışıyor; kimi onları yıldızların haritası, kimi tanrılara yazılmış dualar olarak görüyor. Ama Nazca’yı gerçekten anlamak, rakamlarla değil, hislerle mümkün.
Gün batımına doğru çölün rengi altına dönerken, çizgiler yavaşça kayboluyor gözümüzün önünden ve uzakta And Dağları’nın silueti, sonsuzluk hissine zarif bir çerçeve çiziyor. Güneşin son ışıkları toprağa vurduğunda ise geriye sadece bir his kalıyor: zamanın ötesine dokunmuş olmanın o tarifsiz hissi.
İşte o an fark ediyoruz: Nazca sadece görülen bir yer değil, hissedilen bir deneyim. Bir sanat eserinin tam ortasında, sessizliğin kalbinde durmak gibi ve Nazca’dan ayrılırken, aklımızda şu düşünce yankılanıyor: “Bazı sanat eserleri duvarlarda değil, dünyanın kalbinde saklıdır. Nazca Çizgileri de onlardan biri”. Ve felsefemiz hiç değişmiyor: “Seyahat Sanattır..”

Altın Kumların Vahası: Huacachina’da Buggy ile Keşif
Peru’nun güneyinde, uçsuz bucaksız kum denizinin ortasında bir serap gibi beliren Huacachina, yalnızca bir vaha değil; aynı zamanda adrenalin ve keşif duygusunun kesiştiği eşsiz bir rota. Palmiye ağaçlarıyla çevrili küçük gölün etrafında kurulu bu masalsı yerleşim, özellikle butik ve deneyim odaklı seyahat tutkunları olan SEÇKİN MATİLDA GEZGİNLERİ için büyüleyici bir nokta. Gün batımına doğru kum tepelerinin altın rengi dalgalara dönüşmesiyle birlikte, çölde geçireceğimiz safari deneyimi unutulmaz bir sahneye dönüşüyor.
Buggy araçlarına bindiğimiz anda, sessizliğin yerini motorun güçlü uğultusu alıyor ve kum tepeleri birer oyun alanına dönüşüpor. Profesyonel sürücülerin ustalığıyla dik yamaçlardan hızla iniş çıkışlar yaparken kalbimiz ritmini hızlandırıyor. Her zirveye ulaştığımızda ise önümüzde açılan manzara, And Dağları’nın uzaktan selam verdiği sınırsız bir kum okyanusu.
Huacachina’da çöl safarisi sıradan bir aktivite değil, aynı zamanda doğayla kurulan güçlü bir bağ. Gün batımında kumların üzerine oturup gökyüzünün kızıl ve mor tonlara bürünüşünü izlerken, zaman adeta yavaşlıyor. Bu deneyim, klasik turistik rotalardan uzaklaşıp özgün hikâyeler biriktirmek isteyen bizler için gerçek bir hazine sunuyor. Huacachina, sade ama etkileyici atmosferiyle, keşif duygusunu canlı tutan herkesin hafızasında uzun süre yer edecek bir durak olmaya devam ediyor.

Peru'nun Galapagos'u: Ballestas Adaları
Pasifik’in sisli sabahlarında, Ballestas Adaları ufukta yavaş yavaş belirirken, teknenin pruvasında hissedilen o tuzlu rüzgâr keşfin başladığını fısıldıyor SEÇKİN MATİLDA GEZGİNLERİNE. Peru kıyılarındaki Paracas’tan hareket eden bu kısa ama yoğun yolculuk, doğanın en saf hâllerinden birine açılan kapı gibidir. “Peru’nun Galapagos’u” olarak anılan bu adalar, ilk bakışta sert ve çorak görünse de, birkaç dakika içinde yaşamın olağanüstü zenginliğiyle bizleri şaşırtır. Kayalıkların arasında dans eden dalgalar, bu coğrafyanın hem vahşi hem de büyüleyici karakterini ortaya koyar.
Adalara yaklaştıkça sesler çoğalır: binlerce deniz kuşunun çığlıkları, suyun içinden yükselen deniz aslanlarının tok nefesleri ve rüzgârın kayalıklara çarpan uğultusu… Humboldt penguenlerinden pelikanlara kadar uzanan bu çeşitlilik, burayı bir doğa belgeselinin içindeymişiz gibi hissettirir. Rehberimizin anlatacağı hikâyelerle birlikte, her kaya parçası ve her kıyı çizgisi anlam kazanır. Ballestas’ı özel kılan sadece canlı çeşitliliği değil; aynı zamanda insanın doğayla kurduğu mesafeli ama saygılı ilişkinin burada hâlâ korunuyor olmasıdır.
Bu rota, klasik turistik kalıpların ötesine geçmek isteyen biz butik gezginler için adeta biçilmiş kaftan. Büyük kalabalıklardan uzak, kısa ama yoğun deneyimler sunan Ballestas Adaları gezisi, keşif tutkusunu yeniden alevlendirir. Buradan ayrılırken geriye sadece fotoğraflar değil; tuz kokusu, rüzgârın sesi ve doğanın ham gücüne duyulan hayranlık kalır.

Raylar Üzerinde Tarih: Kutsal Vadi Boyunca İnka Mirasının İzinde
And Dağları’nın kalbine doğru ilerleyen cam tavanlı trenin içinde, zaman sanki başka bir ritimde akıyor. Peru’nun bu büyüleyici rotasında raylar, bulutların arasından süzülürken yolculuk bir ulaşıma değil, başlı başına bir deneyime dönüşüyor. Geniş panoramik camlardan içeri dolan gün ışığı, vadilerin yeşil tonlarını ve dağların sisle örtülü zirvelerini adeta bir tablo gibi önümüze seriyor. Tren yavaşladıkça, doğanın detayları daha da belirginleşiyor; uzak köyler, teraslanmış tarlalar ve zamanın unuttuğu patikalar göz kırpıyor.
Kutsal Vadi'ye doğru ilerledikçe manzara daha dramatik, daha dokunaklı bir hal alıyor. Nehrin kıvrılarak ilerlediği bu vadi, hem vahşi hem de huzur veren bir karaktere sahip. Yolculuk boyunca trenin sunduğu butik deneyim, yerel lezzetler ve zarif detaylarla zenginleşiyor; sıcak bir kahve eşliğinde dışarıyı izlemek, bu seyahatin en sade ama en unutulmaz anlarından biri haline geliyor. Her virajda başka bir sürpriz, her tünel çıkışında yeni bir sahne bizi karşılıyor.
Gürültüden uzak, doğayla baş başa kalabileceğimiz bu yolculuk, sadece bir destinasyonu değil, bir hissi deneyimlemenizi sağlıyor. Kutsal Vadi'de son bulan tren yolculuğu, zihnimizde uzun süre silinmeyen görüntüler ve kalpte derin bir dinginlik bırakıyor. Peru’nun bu saklı güzelliği, seyahati bir keşif sanatına dönüştüren SEÇKİN MATİLDA GEZGİNLERİ için eşsiz bir ilham kaynağı elbette.

Efsanevi Keşif: Machu Picchu
And Dağları’nın sisler arasına gizlenmiş kadim mirası Machu Picchu, doğanın ve insan zekâsının iç içe geçtiği büyüleyici bir sahne. Vadiler boyunca kıvrılan tren rayları ve ardından taş patikalarla adım adım yükselirken, her virajda İnka uygarlığının izleri daha da belirginleşiyor. Güneşin ilk ışıklarıyla birlikte sis perdesi aralandığında ortaya çıkan bu antik kent, bizlere yalnızca bir manzara değil, adeta ruhani bir karşılaşma sunuyor.
15.yüzyılda Pachacuti döneminde inşa edilen Machu Picchu, İnka mimarisinin zirve noktalarından biri olarak kabul ediliyor. Harç kullanılmadan kusursuz biçimde yerleştirilmiş taş bloklar, depremlere karşı dayanıklılığıyla hâlâ mühendisleri şaşırtıyor. Tarım terasları, kutsal tapınaklar ve astronomik gözlem alanlarıyla bu şehir, yalnızca bir yerleşim değil; aynı zamanda doğa ile uyumlu bir yaşam felsefesinin somut yansıması. UNESCO tarafından koruma altına alınan bu alan, UNESCO Dünya Mirası listesinde yer alarak evrensel değerini de tescilliyor.
Biz keşif tutkunları için Machu Picchu deneyimi, kalabalık rotaların ötesine geçip detaylarda saklı hikâyeleri fark etmekle anlam kazanıyor. Sabahın erken saatlerinde Huayna Picchu’ya yapılan tırmanış, hem fiziksel hem de zihinsel bir yolculuk sunarken, zirveden görülen manzara bu emeğin karşılığını fazlasıyla veriyor. Sessiz köşelerde oturup taşların arasından yükselen geçmişin fısıltılarını dinlemek ise bu yolculuğun en derin anlarını oluşturuyor. Machu Picchu, her adımda yeniden keşfedilen, her bakışta farklı bir hikâye anlatan eşsiz bir dünya mirası olarak hafızalara kazınıyor.

Kahve Kokulu Kolombiya:
And Dağları’nın eteklerinde uzanan Bogota, ilk bakışta yüksek irtifanın serinliğiyle sarıp sarmalasa da kısa sürede insanı içine çeken ritmiyle ısınır. Şehrin kalbi sayılan La Candelaria’da, kolonyal dönemden kalma renkli cepheli evler, dar taş sokaklara gölgeler düşürürken geçmiş ile bugünün iç içe geçtiği bir atmosfer yaratır. Altın Müzesi’nde sergilenen binlerce parça, Kolombiya’nın yerli uygarlıklarının zenginliğini gözler önüne sererken, El Dorado efsanesinin neden yüzyıllarca hayal gücünü beslediğini anlamak zor olmaz.
Bogota’dan yayılan kahve kokusu, Kolombiya’nın kültürel kimliğinin en belirgin izlerinden biridir. Şehrin çevresindeki kahve bölgelerine doğru yapılan kısa bir yolculukta, yemyeşil yamaçlara tutunmuş fincalar (kahve çiftlikleri), hem geleneksel üretim yöntemlerini hem de kuşaktan kuşağa aktarılan yaşam biçimini keşfetme imkânı sunar. Burada kahve sadece bir içecek değil; toprağın, emeğin ve tarihin birleşimidir. Yerli halkların tarım tekniklerinden İspanyol sömürge döneminin izlerine kadar uzanan bu süreç, her yudumda hissedilir. Butik keşiflerin peşinde olan bizler için Kolombiya duyularla deneyimlenen, katman katman açılan bir hikâyedir.

Abartının Poetiği: Botero Müzesi’nde Formun Felsefesi
Bogota’nın tarihi kalbi La Candelaria’nın taş sokaklarında yürürken, bir kapı aralanır ve bizi bambaşka bir algı evrenine davet eder: Botero Müzesi. Kolombiya’nın dünyaca ünlü sanatçısı Fernando Botero’nun bağışladığı eserlerle hayat bulan bu mekân, ilk bakışta “abartı” gibi görünen formların aslında derin bir estetik ve düşünsel arayışın ürünü olduğunu hissettirir. Şişkin figürler, geniş yüzeyler ve beklenmedik oranlar; sadece görsel bir oyun değil, izleyiciyi güzellik, güç ve ironi üzerine yeniden düşünmeye çağıran bir dil kurar.
Müzenin sergi salonlarında dolaşırken Botero’nun hacimle kurduğu ilişkinin neredeyse felsefi bir boyuta ulaştığını fark ederiz. Onun tablolarında ve heykellerinde “büyük” olan yalnızca fiziksel ölçü değildir; duygular, toplumsal eleştiriler ve tarihsel göndermeler de aynı ölçüde genişler. Avrupa sanat tarihine göndermeler yapan yorumlar, Latin Amerika kimliğiyle harmanlanarak özgün bir anlatı oluşturur. Özellikle Rönesans’tan izler taşıyan kompozisyonların bu sıra dışı oranlarla yeniden kurulması, sanat tarihine bir saygı duruşu olduğu kadar ince bir meydan okumadır.
Botero’nun sanatı, çoğu zaman Pablo Picasso gibi modern ustalarla düşünsel bir diyalog kurar. Picasso’nun formu parçalayarak yeniden inşa eden yaklaşımına karşılık Botero, formu genişleterek ve yoğunlaştırarak benzer bir sorgulama yaratır. Her iki sanatçı da gerçekliği birebir yansıtmak yerine onu dönüştürmeyi seçer; biri kübizmle, diğeri ise hacimsel abartıyla. Bu paralellik, Botero Müzesi’ni gezerken yalnızca Kolombiyalı bir ustanın değil, aynı zamanda modern sanatın evrensel tartışmalarının da izini sürdüğümüz bir keşif alanına dönüştürür.
SEÇKİN MATİLDA GEZGİNLERİ için Botero Müzesi yalnızca bir sanat durağı değil, aynı zamanda Bogota’nın ruhunu anlamanın anahtarlarından biridir. Müze çıkışında avluya düşen ışık, içeride gördüğümüz abartılı formların ardından neredeyse sade bir şiir gibi gelir. Ve belki de en kalıcı izlenim şudur: Botero’nun dünyasında abartı, gerçeğin karşıtı değil; onu daha görünür kılan bir büyüteçtir.

TÜRKİYE’DEN İLK DEFA ve SADECE MATİLDA’DA Kolombiya kahve vadileri ve Cartagena’da Karayip yolculuğu.. 4x4 jiplerle sisli patikalar ve mum palmiyeli ormanlar.. Geleneksel kahve çiftliğinde konaklama ve vahşi doğanın huzuru.. Pastel renkli evler ve kolonyal mimari.. Yer altında tuzdan dünya Zipaquira.. Guatavita ve El Dorado efsanesi.. Kolombiya Şamanizmi’nin izinde Altın Müzesi.. And dağları eteğinde at sürüşü.. Getsemani’nin salsa barları.. Belgesel tadında bir fincan Latin keyfi..
TÜRKİYE’DEN İLK KEZ ve SADECE MATİLDA’DA vahşi Venezuela.. Waroa kabilesiyle pirana avı, yağmur ormanlarında hamak konaklaması ve dünyanın en gizemli yeri Kuvars Dağı’na (Roraima) helikopter uçuşu.. Kanolarla Canaima.. Orinoco deltası ve Anakonda safarisi.. Dünyanın en yüksek çavlanı Angel Şelalesi.. El değmemiş Karayip adası Margarita’da deniz, kum ve güneş.. Baş döndüren tabiatta doğa yürüyüşleri.. Caracas ve Ciudad Bolivar.. Keşfedilmemiş bir Karayip kayıp dünya Venezuela..
TÜRKİYE’DEN İLK KEZ ve SADECE MATİLDA’DA sıra dışı bir rota ve sıra dışı bir keşif.. Bolivya’nın Küçük İsviçre’si Samaipata ve Fuerte’de Tanrıların Arabaları.. Bolivya Doğu Ovaları ezgisi Camba notalarıyla yağmur ormanları ve Las Cuevas Şelaleleri.. Dünyanın en kurak çölü Atacama.. Yer ile göğün aynası Uyuni.. Titicaca Gölü ve Andlar’ın son bekçileri.. Sekiz bin yıllık And sofrası Pachamanca.. İnkalar’ın izinde Tiwanaku.. Pablo Neruda, Simon Bolivar ve Latin devriminin izleri.. Melon şapkalı kadınlar.. Andlar’ın sırları..