Dahil Olan Hizmetler:
Türk Hava Yolları tarifeli seferi ile İstanbul-Kolombo-İstanbul uçak biletleri
Havalimanı vergileri ve bilet servis ücretleri
5* ve 4* otellerde 7 gece kahvaltı dahil konaklama
Otel ve şehir vergileri (turist vergileri)
Özel seyahat sağlık sigortası
Yurt dışı çıkış harçları
Program boyu alınacak tüm akşam yemekleri
Yerel mekanlarda 2 adet gurme öğle yemeği
Sri Lanka Gurmesi I (Baharat Bahçelerinde Cooking Class)
Sri Lanka Gurmesi II (Lellama Balık Pazarı ve Negombo Sahilinde Cooking Class)
Büyük Seylan I (Anuradhapura ve Antik Sri Lanka)
Büyük Seylan II (Kaya Kale Sigiriya)
Büyük Seylan III (Nanu Oya-Ella Tarihi Çay Yolu Treni)
Büyük Seylan IV (Asya Leoparının izinde Yala Ulusal Parkı)
Büyük Seylan V (Kandy ve Buda’nın Dişi Tapınağı)
Büyük Seylan VI (Weligama’nın Uzun Bacak Balıkçıları)
Büyük Seylan VII (Kandalama Vadisi)
Büyük Seylan VIII (Nuwara Eliya Çay Taraçaları)
Büyük Seylan IX(Negombo Sahilleri ve Egzotik Sri Lanka)
Büyük Seylan X (Matale Baharat Bahçeleri)
Büyük Seylan XI (Galle ve Güney Kıyıları)
Büyük Seylan XII (Başkent Kolombo)
Programda belirtilen tüm müze ve ören yeri giriş ücretleri
Programda belirtilen tüm milli park giriş ücretleri
Şehirler arası transferler
Havalimanı-otel-havalimanı transferleri
Matilda Travel profesyonel Türkçe rehberlik hizmeti
Yerel rehberlik hizmeti
Rehber, sürücü ve araç masrafları (Otoyol, park, ulaşım, konaklama, yemek vs.)
Rehber ve sürücü bahşişleri (Gezimizde bahşiş toplanmıyor)
Dahil Olmayan Hizmetler:
Sri Lanka vizesi (E-Vize / Ücretsiz)
Fazla bagaj ücreti, otel ekstraları ve kişisel harcamalar
Programda belirtilmeyen tüm gezi, yeme-içme, müze girişi ve ulaşım hizmetleri
MATİLDA ile Keşfet:

Bir tarafta meşhur Asya filleri diğer tarafta binlerce yıllık tapınaklar.. Vahşi doğanın UNESCO mirası tarihi kentlerle ile iç içe geçtiği eski adıyla Seylan'a, Marco Polo'nun "Dünyanın En Güzel Adası" olarak adlandırdığı Sri Lanka'ya yolculuk ediyoruz.
Tren Değil, Belgesel Sahnesi: Sri Lanka Çay Yollarında
Sri Lanka’nın sislerle örtülü yüksek yaylalarında uzanan Nanu Oya–Ella tren hattı, yalnızca bir ulaşım rotası değil; Britanya sömürge döneminin ekonomik hafızasını bugüne taşıyan hareketli bir kültürel koridordur. 19. yüzyılda İngiliz plantasyon sahiplerinin çay üretimini liman kentlerine ulaştırmak amacıyla inşa ettirdiği bu demiryolu, bugün dünyanın en şiirsel tren güzergâhlarından biri olarak kabul edilir. Rayların kıvrıldığı her vadide, kolonyal mühendisliğin doğaya karşı değil, doğayla birlikte kurduğu estetik ilişki hissedilir. Yol boyunca görülen taş köprüler, tüneller ve buhar çağını anımsatan istasyon yapıları, Sri Lanka’nın endüstriyel mirasının yaşayan parçalarıdır.
Nanu Oya’dan hareket eden tren, ilk dakikalardan itibaren bizleri tropikal bir pastoralin içine bırakır. Çay teraslarının geometrik düzeni, dağların düzensiz siluetleriyle çarpıcı bir kontrast oluştururken; mavi üniformalı Tamil çay işçileri, bölgenin sosyolojik katmanlarını sessizce görünür kılar. Bugün Sri Lanka çay ekonomisinin temelini oluşturan bu topluluklar, Britanya döneminde Güney Hindistan’dan getirilen işçi ailelerinin torunlarıdır. Dolayısıyla bu rota, yalnızca doğal güzelliklerin değil; göç, emek ve kimlik tarihinin de izlerini taşır. Tren camından görülen her plantasyon, küresel çay ticaretinin ardındaki insan hikâyelerini fısıldar.
Ella’ya yaklaştıkça manzara dramatik biçimde değişir; yoğun sis tabakaları arasından yükselen okaliptüs ağaçları ve sarp uçurumlar, hattı neredeyse sinematik bir atmosfere dönüştürür. Özellikle Nine Arches Bridge çevresi, modern gezgin kültürünün ikonik duraklarından biri hâline gelmiştir. Ancak bu bölgenin cazibesi yalnızca sosyal medya estetiğinden ibaret değildir. Budist köy yaşamı, Sinhala mimarisi ve dağ köylerinin gündelik ritmi, SEÇKİN MATİLDA GEZGİNLERİNE Sri Lanka’nın merkezi kıyı şehirlerinden tamamen farklı bir kültürel evren sunar. Trenin açık kapısında rüzgâra karşı ilerleyen yolcuların görüntüsü, çağdaş “yavaş seyahat” anlayışının da güçlü bir sembolüne dönüşmüştür.
Nanu Oya–Ella hattı, butik ve keşif odaklı MATİLDA GEZGİNLERİ için tüketilecek bir manzaradan çok daha fazlasını vaat eder: zamanın yavaşladığı, kolonyal tarihin doğayla iç içe geçtiği ve yerel kültürün ritmik biçimde hissedildiği deneyimsel bir yolculuk. Burada seyahat, destinasyona ulaşmaktan ziyade rayların üzerinde geçen saatlerin kendisinde anlam kazanır. Sri Lanka’nın yüksek yaylalarında ilerleyen bu tren, modern dünyanın hızına karşı romantik bir direnç gibidir; her virajında geçmişin buğulu hafızasını, her istasyonunda ise adanın çok katmanlı kimliğini yeniden görünür kılar.

Yala’nın Sessiz Avcıları: Asya Leoparının İzinde Bir Safari
Sri Lanka’nın güneydoğusunda uzanan Yala Milli Parkı, yalnızca vahşi yaşamın değil, aynı zamanda adanın kadim uygarlık hafızasının da sessiz tanığı. Britanya sömürge döneminde 1900 yılında av rezervi ilan edilen bölge, 1938’de ulusal park statüsü kazanarak Hint Okyanusu kıyısındaki en önemli biyolojik koruma alanlarından biri haline geldi. Parkın kurak monsun ormanları, granit kayalıkları ve lagünlerle çevrili ekosistemi, dünyanın en yoğun leopar popülasyonlarından birine ev sahipliği yapar. Ancak Yala’yı ayrıcalıklı kılan yalnızca “Asya Leoparı”nın iz sürmeye davet eden gizemli varlığı değildir; bölgede bulunan Sithulpawwa Manastırı kalıntıları ve antik Budist yerleşimleri, Sri Lanka’nın iki bin yılı aşan dini ve kültürel sürekliliğini de gözler önüne serer. Sabahın ilk ışıklarıyla başlayan safarilerde yükselen toprak kokusu, tropik kuş sesleri ve ağaçların arasından süzülen altın renkli ışık, keşif tutkunu butik gezginler için neredeyse sinematografik bir deneyim haline gelir.
Yala’nın büyüsü, doğa ile insanlık tarihinin aynı sahnede buluşmasında saklıdır. Parkın kıyı şeridinde dolaşan filler, misk timsahları ve renkli tavus kuşları, Sri Lanka’nın animistik ve Budist doğa anlayışının yaşayan sembolleri gibidir. Yerel rehberlerimiz, leoparın yalnızca bir avcı değil, ada folklorunda güç ve sabrın metaforu olarak görüldüğünü anlatırken, bölge halkının doğayla kurduğu kadim ilişkinin izleri daha da görünür olur. Butik seyahat anlayışını benimseyen SEÇKİN MATİLDA GEZGİNLERİ için Yala, lüksün gösterişten değil deneyimin derinliğinden doğduğu bir destinasyondur: yıldızların altında kurulan kamp sofraları, okyanustan yükselen tuz kokusu ve sessizlik içinde beklenen o büyülü an: kim bilir bir leoparın gölgeler arasından süzülüşü…
Hint Okyanusu’nun Üzerinde: Weligama’nın Uzun Bacak Balıkçıları
Sri Lanka’nın güney kıyılarında, Weligama sabahın ilk ışıklarıyla birlikte okyanusun üzerinde yükselen ince direkler görünmeye başlar. Bu direklerin üzerinde saatlerce dengede duran balıkçılar, yalnızca bir av ritüelinin değil, adanın yüzyıllardır süregelen deniz kültürünün de yaşayan simgeleridir. “Uzun bacak balıkçıları” olarak bilinen bu gelenek, II. Dünya Savaşı sonrası dönemde kıyıya yakın mercan resiflerinde daha sessiz ve etkili avlanma ihtiyacından doğmuş; zamanla Sri Lanka’nın en ikonik görüntülerinden birine dönüşmüştür.
Hint Okyanusu’nun ritmik dalgaları arasında, gökyüzüyle deniz arasına asılıymış gibi duran bu siluetler, modern dünyanın hızına meydan okuyan büyüleyici bir sakinlik taşır. Bugün Weligama kıyılarında bu gelenek giderek azalıyor olsa da, gün doğumunda sahile ulaştığınızda hâlâ birkaç balıkçının ince sırıkların üzerinde sabırla beklediğini görmek mümkün. Butik keşiflerin peşindeki MATİLDA GEZGİNLERİ için de burası yalnızca fotoğraf çekilecek egzotik bir durak değil; aynı zamanda yerel yaşamın şiirsel ritmine tanıklık edilen kültürel bir deneyimdir. Tuz kokusunun tropikal rüzgâra karıştığı bu kıyılarda, balıkçıların yüzlerindeki çizgiler okyanusun hafızasını taşır. Weligama’da geçirilen bir sabah, Sri Lanka’nın yalnızca doğasını değil, insanlarının denizle kurduğu kadim bağı da anlamanın en etkileyici yollarından biridir.

Baharat Adasında Gurme Kaçamağı: Sri Lanka’nın Gizli Tatları
Sri Lanka, yüzyıllar boyunca tarçın, kakule, karanfil ve karabiber kokularının rüzgâra karıştığı gerçek bir “Baharat Adası” olarak gezginlerin hayallerini süsledi. Bugün ise adanın güney kıyılarındaki küçük balıkçı kasabalarından eski sömürge limanlarına uzanan rotalarda, yalnızca lezzet değil; geçmişin izleri de sofralara taşınıyor.
TÜRKİYE'DEN İLK KEZ ve SADECE MATİLDA'DA seçkin gezginlerimiz bu kez sabahın erken saatlerinde yerel pazarlarda Hindistan cevizi sütüyle hazırlanan aromatik körilerin buharı yükselirken ve sokak tezgâhlarında servis edilen hoppers ve sambol çeşitleri Sri Lanka mutfağının katmanlı kültürünü gözler önüne sererken SEYLAN'LI ÖZEL ŞEF ile balık pazarının yolunu tutuyor. Özellikle butik gezginlerin ilgisini hayli çeken bu deneyim, lüks restoranlardan çok aile işletmelerinde, eski tariflerin hâlâ el yordamıyla hazırlandığı mutfaklarda anlam kazanıyor. Gezginlerimizin elleriyle seçtiği balıklar Hint okyanusunun kadife kumsallarında SADECE MATİLDA GEZGİNLERİ için organize edilecek COOKING CLASS deneyimiyle sofralarımızı süslüyor. Bu deneyim aynı zamanda Sri Lanka’nın çok kültürlü tarihine de açılan bir kapı niteliğinde.
Sri Lanka'da Portekizli, Hollandalı ve İngiliz etkileri de; yerel Sinhalese ve Tamil gelenekleriyle birleşerek benzersiz bir mutfak mirası yaratmış durumda. Akşamüstü okyanus kıyısında servis edilen taze lagün yengeci, yanında tarçın aromalı pirinç ve tropik meyvelerle sunulduğunda, ada mutfağının neden dünya gurmeleri tarafından yeniden keşfedildiği daha iyi anlaşılıyor. Sri Lanka’da yemek; ritüellerin, baharat yollarının ve kuşaktan kuşağa aktarılan hikâyelerin hâlâ canlı kaldığı kültürel bir deneyim.

Kolonyal Sokaklardan Tropik Sahillere: Galle Günlükleri
Sri Lanka’nın güney kıyısında yer alan Galle, kolonyal mirasıyla tropik huzuru aynı sokakta buluşturan nadir şehirlerden biri. UNESCO korumasındaki tarihi kale bölgesinde dolaşırken Hollanda döneminden kalma taş sokaklar, sarmaşıklarla çevrili avlular ve okyanusa açılan eski fenerler bizleri adeta başka bir yüzyıla taşıyor. Butik kafelerden yükselen taze Seylan çayı kokusu, sanat galerilerinin sakin atmosferi ve yerel zanaatkâr dükkânlarının detayları, kültürel keşif tutkunları için şehrin ruhunu daha da derinleştiriyor.
Gün batımında surların üzerine vuran altın ışık ise Galle’nin neden Hint Okyanusu’nun en romantik duraklarından biri olduğunu sessizce anlatıyor. Ancak Galle yalnızca tarihi dokusuyla değil, çevresindeki tropik yaşam kültürüyle de büyülüyor. Sabahın erken saatlerinde balıkçı teknelerinin kıyıya dönüşünü izlemek, yerel pazarlarda egzotik baharatların arasında kaybolmak ve hindistancevizi ağaçlarının gölgelediği sahillerde okyanusun ritmine karışmak burada yolculuğun en otantik parçaları arasında. Galle, geçmişin zarafetini tropik ada yaşamının sıcaklığıyla birleştirerek bizlere yalnızca bir rota değil, uzun süre hafızadan silinmeyecek bir atmosfer vaat ediyor.

Gökyüzüne Açılan Kaya: Sigiriya ve Antik Anuradhapura Macerası”
Kayıp krallıkların izinde yol alacağımız Sigiriya, devasa bir kaya kütlesi olmasının yanında; kralların tutkularını, savaşların gölgesini ve Budist mirasını taşıyan yaşayan bir açık hava müzesi. UNESCO korumasındaki bu antik kaya sarayına çıkan her basamakta, fresklerle süslenmiş duvarlar ve gökyüzüne uzanan aslan pençeleri bizleri zamanda geriye götürüyor. Gün doğumunda sislerin arasından yükselen Sigiriya bizler için ruhu besleyen bir keşif deneyimi sunuyor. Bölgenin tropik doğası, köy yaşamı ve geleneksel Sri Lanka misafirperverliği ise bu tarihi atmosferi samimi bir yolculuğa dönüştürüyor.
Bu büyülü rotanın devamında yer alan Anuradhapura ise Budist dünyasının en kutsal merkezlerinden biri olarak binlerce yıllık geçmişiyle bizleri karşılıyor. Dev stupalar, meditasyon tapınakları ve dünyanın en eski belgelenmiş kutsal ağacı olan Sri Maha Bodhi çevresindeki ritüeller, bölgenin manevi derinliğini hissettiriyor. Gün batımında beyaz giysiler içindeki hacıların duaları arasında dolaşırken, Sri Lanka’nın yalnızca egzotik bir ada değil; köklü gelenekleriyle yaşayan bir uygarlık olduğu anlaşılıyor.

Başkent Kolombo ve Negombo Sahilleri:
Başkenti de keşfe çıkıyoruz. Taş işçilikleriyle dikkat çeken Hindu ve Budist tapınakları, koloni dönem kiliseleri, meşhur kuyumcular sokağı, Davatagaha Camii, Kolombo Müzesi, Doğa Tarihi Müzesi, tarihi surlar ve kale kapıları gezeceğimiz yerler arasında. Daha sonra Sri Lanka’nın kıyı kenti Negombo’ya yol alıyoruz. Tarçın ağaçlarının sardığı 17.yüzyıl kolonyal mimariler ve rengarenk motiflerle süslü Sri Singama Kali Amman tapınağı gezileri sonrası otelimize varıyor ve Hint okyanusunun beyaz kumsallarında dinleniyoruz.
TÜRKİYE’DEN İLK KEZ ve SADECE MATİLDA’DA vahşi Endonezya ve yağmur ormanlarının kadim bekçileri Mentawailer.. Ezoterik Doğu Hint Adaları: Sumatra ve Siberut.. Palmiye yapraklı Uma kulübelerinde konaklama.. Yüzlerce yıllık gelenekleri belgesel tadında keşif.. Zehirli oklar, dövmeli vücutlar, sivriltilen dişler, nehirde balık avı, tütünler ve totemler.. Padang’tan Bukittinggi’ye Rumah Gadang evleri ve yeryüzü cenneti Pulau Pasumpahan.. Zümrüt renkli ormanların tropikal sahillere karıştığı kayıp bir dünya..
TÜRKİYE’DEN İLK DEFA ve SADECE MATİLDA’DA Filipin adalarını İnci Nehri ülkeleriyle buluşturan tropik bir macera.. Her mevsim renk değiştiren Çikolata Tepeleri.. Sabang Yeraltı Nehri ve gizemli mağaraları.. Bohol’da Filipin Tarsier’i safarisi.. Balayı tadında Boracay.. Palawan ve El Nido’nun el değmemiş lagünleri.. Kadife kumsallarda Pasifik sofrası.. Macellan’ın izinde Mactan kıyıları ve Cebu.. Hong Kong’un neon ışıkları.. Çin’in renkli yüzü Macao.. Zümrüt sulardan mistik şehirlere başka bir Asya..
TÜRKİYE’DEN İLK KEZ ve SADECE MATİLDA ile Hint racalarının gözdesi Alwar ve 14.yüzyıl mihrace sarayında konaklama.. İlahi kent Varanasi ve ghat ayinleri.. Kayıklarla Ganj Nehri, seremonik tapınaklar ve ölü yakma törenleri.. Hindu, Budist ve Sihler.. Aşka adanan anıt Taj Mahal.. Yoda dergahı aşram deneyimi ve Hint felsefesi.. Fil sırtında Amber kalesi.. Bilinmeyen Racastan Alwar.. Efsanevi Bhangarh Kalesi.. Pembe şehir Jaipur.. Çek çekler ile eski Delhi.. Mahatma Ghandi’nin izleri.. Mistik Hindistan ve Asya’nın renkleri..