Dahil Olan Hizmetler:
SunExpress tarifeli seferi ile İzmir-Şanlıurfa / Diyarbakır-İzmir uçak biletleri
Havalimanı vergileri ve bilet servis ücretleri
Tarihi taş konaklarda 3 gece kahvaltı dahil konaklama
Otel vergileri
Tarihi han ve konaklarda alınacak 3 adet gurme akşam yemeği
(Sıra Gecesi & Fasıl & Reyhani & Canlı Müzik Eşliğinde)
Midyat ve Diyarbakır yerel mekanlarında alınacak 2 adet öğle yemeği
Mezopotamya Yolu I (Tarihin Akışını Değiştiren Göbeklitepe)
Mezopotamya Yolu II (Antik Paganlar’ın İzinde Harran)
Mezopotamya Yolu III (Balıklı Göl’den Mevlid-i Halil’e Şanlıurfa)
Mezopotamya Yolu IV (Adım Adım Mardin Artuklu)
Mezopotamya Yolu V (Süryani Manastırı Deyrulzafaran ve Güneş Tapınağı)
Mezopotamya Yolu VI (Kasımiye Medresesi ve Hayat Çeşmesi)
Mezopotamya Yolu VII (Dünyanın En Eski Süryani Manastırı: Mor Gabriel)
Mezopotamya Yolu VIII (Terk Edilmiş Ezidi Köyü Kivah ve Bilinmeyen Şırnak)
Mezopotamya Yolu IX (Şöhretli Konaklar ve Telkâri Mücevherler Diyarı Midyat)
Mezopotamya Yolu X (Tarihi Midyat Evlerinde Süryani Şarapları)
Mezopotamya Yolu XI (Dara Antik Kenti ve Suriye Sınırında Gün Batımı)
Mezopotamya Yolu XII (Zerzevan Kalesi ve Gizemli Mitras Tapınağı)
Mezopotamya Yolu XIII (UNESCO Mirası Hevsel Bahçeleri ve On Gözlü Köprü)
Mezopotamya Yolu XIV (Dengbejlerden Keldanilere Diyarbakır)
Mezopotamya Gurmesi I
(18. Yüzyıl Konağında Urfa Sıra Gecesi & Akşam Yemeği):
Fındık Lahmacun + Çiğ Köfte + İsot Çömleği + Karışık Kebap + Şıllık Tatlısı
Mezopotamya Gurmesi II
(Taş Konakta Mardin Fasıl ve Reyhani Gecesi & Akşam Yemeği):
Mezopotamya Mezeleri + Sumak Ekşili Kuru Patlıcan Dolması + Sembüsek + Kaburga Dolması + Cevizli Harire Tatlısı
Mezopotamya Gurmesi III
(1600 yıllık Keldani Konağında Akşam Yemeği):
Keldani Şerbeti + Kibbe (İçli köfte) + Duvaklı Pilav + Sıcak Şarap
Programda belirtilen tüm turlar, müze, ziyaret ve ören yeri giriş ücretleri
Programda belirtilen tüm transferler ve özel araçla ulaşım hizmetleri
Matilda Travel profesyonel Türkçe rehberlik hizmeti
Tüm rehber masrafları (Ulaşım, konaklama, yeme-içme vs.)
Sürücü ve araç masrafları (Konaklama, yeme-içme vs.)
Rehber ve sürücü bahşişleri (Gezimizde bahşiş toplanmıyor)
Dahil Olmayan Hizmetler:
Otel ekstraları ve kişisel harcamalar
Programda belirtilmeyen tüm gezi, yeme-içme, müze girişi ve ulaşım hizmetleri
Matilda Travel ile Mezopotamya Yolu; insanlığın ilk adımlarını, kadim inançlarını ve binlerce yıllık kültür katmanlarını aynı rota üzerinde buluşturan eşsiz bir seyahat hattı. Fırat ile Dicle arasında filizlenen bu coğrafya, yalnızca tarih kitaplarının değil; taşın, toprağın, mutfağın ve sanatın da hafızası. Harran, Mardin, Göbeklitepe, Şırnak ve Diyarbakır… Her biri kendi başına bir destan, birlikteyse insanlık hikâyesinin omurgası.
Yezidiler’in İzinde Kivah/Mağaraköy ve Bilinmeyen Şırnak:
Mezopotamya’nın kadim nefesi, Mardin ile Şırnak arasında bir yerde yavaşlar ve Mezopotamya Yolu bizi Kivah’a; bugünkü adıyla Mağaraköy’e getirirken manzara bir anda susar; çünkü burada konuşan taşın kendisidir. Yezidiler’in yüzyıllar boyunca inançlarını, gündelik hayatlarını ve mimari hafızalarını kayaya işlediği bu köy, klasik bir seyahat rotasından çok, zamanın içinden yapılan bir yolculuktur. Bizler de MATİLDA GEZGİNLERİ olarak klasik seyahat rotalarından çok hikayelerin ve deneyimlerin izini süren seyyahlar değil miyiz? O zaman gelin SADECE MATİLDA ile deneyimlenen gezimiz ile Yezidiler’in bilinmeyen dünyasının kapılarını aralayalım…
Yezidilik, Mezopotamya’nın en eski inanç sistemlerinden biri. Melek Tavus merkezli bu kadim öğreti, yüzyıllar boyunca yanlış anlaşılmış, baskıya uğramış ve bu nedenle çoğu zaman görünmez olmayı seçmiş. Kivah, bu görünmezliğin mekânsal karşılığı gibi. Köydeki evlerin önemli bir kısmı, adını aldığı gibi mağaraların oyulmasıyla oluşmuş. Bu yalnızca coğrafi bir tercih değil; aynı zamanda korunma, saklanma ve süreklilik arayışının mimariye dönüşmüş hâli. Mağaraların duvarlarında hâlâ is ve kandil izleri görülüyor. Bazı nişler, küçük sunaklar gibi; dua etmek, mum yakmak ya da kutsal günlerde inzivaya çekilmek için kullanıldığı düşünülüyor. Yazılı kaynakların az olduğu Yezidi tarihinde, bu taş yüzeyler sessiz ama güçlü bir arşiv niteliğinde.
Kivah’taki yerleşim, yalnızca Yezidiler’le sınırlı değil. Bölgedeki mağaraların bir kısmının Roma ve geç antik dönemlere kadar uzandığı tahmin ediliyor. Kaya oyma mekânlar, katman katman bir geçmişi barındırıyor: pagan inançlardan Hristiyanlığa, oradan Yezidiliğe uzanan çok katmanlı bir kutsallık hissi var Kivah’ta. Arkeolojik açıdan en çarpıcı unsur ise, mağaraların yerleşim planı. Savunma amaçlı dar girişler, iç içe geçen odalar ve yer yer gizli geçitler, buranın yalnızca bir köy değil, gerektiğinde bir sığınak olarak tasarlandığını düşündürüyor. Bu da bize Yezidiler’in tarih boyunca maruz kaldığı tehditleri, mimari üzerinden okuma imkânı sunuyor.
Bugün Mağaraköy’de Yezidi nüfus yok denecek kadar az. 20. yüzyılın ikinci yarısından itibaren yaşanan göçlerle köy büyük ölçüde boşalmış. Almanya başta olmak üzere Avrupa’ya giden Yezidiler, geride yalnızca evlerini değil, ritüellerini de bırakmış. Ancak köy hâlâ onların izlerini taşıyor. Yaşayacağımız ana göre köyün yaşlılarıyla tanışabiliyoruz. Daha önceki gezilerimizdeki deneyimlerden karşılaştığımız yaşlıların anlattığına göre, bahar aylarında köyde cemler yapılır, kutsal günlerde belirli mağaralar ziyaret edilirmiş. Şimdi bu hikâyeler rüzgârla dolaşıyor; ama dikkatle dinlerseniz, her taşın bir hatırası olduğunu zaten hissediyorsunuz.
Kivah’ın mimarisi gösterişsiz ama son derece zekice. Kayaya oyulmuş evler, yazın serin, kışın sıcak. Doğayla kavga etmeyen, onunla ittifak kuran bir yapı anlayışı hâkim. Üst üste binen teraslar, dar geçitler ve taş merdivenler, köyü adeta üç boyutlu bir labirente dönüştürüyor. Bu mimari, Yezidiler’in doğa ve kozmoloji algısıyla da örtüşüyor. Mağaraköy, turistik altyapısı olan bir yer değil ve belki de en büyük gücü burada yatıyor. Burayı gezerken bir açık hava müzesinde değil, yaşayan ya da yaşamış bir Mezopotamya hafızanın içinde olduğumuzu unutmamak gerek. Sessiz oluyor, taşlara dokunuyor ve hiç acele etmiyoruz. Kivah, bize kartpostal güzelliği sunmuyor; ama Mezopotamya’nın en derin sorularından birini fısıldıyor: inanç, sürgün ve direnç… Taşa kazınmış bir kimliğin izinde yürümeye hazır mısınız?
Gökyüzüne Açılan Koniler: Harran
Tarihin bilinen en eski üniversitelerinden birine ev sahipliği yapan Harran, bilginin ve astronominin beşiği olarak anılıyor. Konik kubbeli evleriyle ay yüzeyini andıran silueti, yalnızca mimari bir merak değil; iklimle uyumlu, binlerce yıllık bir yaşam zekâsının ürünü. Harran Ulu Camii’nin kalıntıları arasında dolaşırken Emevi döneminin İzlerini hissediyor, antik kentin sokaklarında Süryani, Arap ve Türk kültürlerinin iç içe geçtiği bir zaman tüneline giriyoruz. Geleneksel kıyafetlerle ikonik Harran evlerinin önünde fotoğraf karelerini de elbette unutmuyoruz.
Göbeklitepe: Tarihin Sıfır Noktası
Şanlıurfa yakınlarında yükselen Göbeklitepe, yalnızca Mezopotamya’nın değil, tüm insanlık tarihinin de yönünü değiştiren bir durak. Tarımdan ve yerleşik hayattan önce inşa edilmiş bu anıtsal tapınak kompleksi, insanın önce inandığını, sonra yerleştiğini kanıtlar nitelikte.T biçimli devasa dikilitaşların üzerindeki hayvan kabartmaları; avcı-toplayıcı toplulukların sanatsal ve sembolik dünyasına açılan bir pencere gibi. Burada mimari, arkeoloji ve sanat iç içe geçiyor ve her taş bizlere bilinmeyen bir mitin sessiz anlatıcısı oluyor.
Mezopotamya’nın Taşa Kazındığı Kent: Mardin
Mardin, Mezopotamya ovasına nazır teraslanmış yapılarıyla bir açık hava müzesi. Sarı kalker taşından oyulmuş evler, camiler, medreseler ve kiliseler; yüzyıllardır aynı güneşe bakıyor. Artuklu mimarisinin zarafeti, Süryani manastırlarının dinginliğiyle buluşuyor. Deyrulzafaran Manastırı’nda tütsü kokusu ve ilahiler, Mor Gabriel’de bin beş yüz yıllık taş işçiliği… Mardin’de mimari yalnızca yapı değil, bir inanç ve estetik dili.
Surlar İçinde Yaşayan Hafıza: Diyarbakır
Diyarbakır, bazalt taştan örülmüş surlarıyla Mezopotamya Yolu rotamızın son ve en güçlü duraklarından biri. Çin Seddi’nden sonra dünyanın en uzun savunma duvarlarından sayılan Diyarbakır Surları, kenti ve bizleri bir tarih kozası gibi sarıyor. Ulu Camii, İslam dünyasının en eski camilerinden biri olarak mimari sadeliği ve avlu düzeniyle dikkat çekiyor. Hevsel Bahçeleri ise Dicle ile insan arasında binlerce yıllık bir tarımsal ortaklığın yaşayan kanıtı olarak çıkıyor karşımıza.
Mezopotamya’nın Zirvesinde Saklı Bir Sır: Zerzevan
Mezopotamya bozkırının ortasında zamana meydan okuyan Zerzevan Kalesi, Roma İmparatorluğu’nun doğu sınırındaki en stratejik askeri garnizonlarından biri olarak yükselir. MS 3. yüzyılda inşa edilen kale; 12 metreyi aşan surları, gözetleme kulesi, su sarnıçları, yer altı geçitleri ve askeri yerleşim alanlarıyla yalnızca bir savunma yapısı değil, aynı zamanda iyi planlanmış bir sınır kenti kimliği taşır. Sert bazalt taşından örülmüş mimarisi, Roma’nın mühendislik aklını Mezopotamya’nın zorlu coğrafyasıyla buluşturur. Arkeolojik kazılar, burada askerler, aileleri ve zanaatkârların birlikte yaşadığı, dinsel ve sosyal hayatın kalenin her noktasına yayıldığı çok katmanlı bir yaşamı gözler önüne serer.
Zerzevan’ı benzersiz kılan asıl keşif ise kalenin kalbinde, yerin altına gizlenmiş Mitras Tapınağı. Roma lejyonerleri arasında yaygın olan Mitraizm inancına ait bu kutsal mekan, Anadolu’da ortaya çıkarılan en iyi korunmuş Mitras tapınaklarından biri olarak kabul ediliyor. Güneş tanrısı Mitras’a adanmış bu kapalı ibadet alanı; doğum, ölüm ve yeniden doğuş temalarını simgeleyen ritüellerin yapıldığı, yalnızca inisiye olmuş kişilere açık gizemli bir dünyaya açılıyor. Tapınaktaki nişler, kabartmalar ve semboller; pagan inançların Roma askerî düzeniyle nasıl iç içe geçtiğini gösterirken, Zerzevan Kalesi’ni yalnızca bir askerî yapı olmaktan çıkarıp, Mezopotamya’nın çok katmanlı dini ve kültürel hafızasının sessiz bir tanığına dönüştürüyor. Bizlere de bu binlerce yıllık bu sırrın izini sürmek düşüyor.
Bir Rota Değil, Bir Hatırlayış:
Evet “Mezopotamya Yolu” diyoruz bu gezimize öyle ki bu yol, yalnızca şehirleri birbirine bağlamıyor; geçmişle bugünü, inançla sanatı, sofrayla taşı birleştiriyor. Mezopotamya Yolu gezimizde atılan her adım, insanlığın ortak hafızasında atılmış bir iz gibidir. Burada seyahat etmek, görmekten öte hatırlamaktır. Çünkü Mezopotamya, insanın kendini ilk kez anlattığı yerdir.
TÜRKİYE’DEN İLK DEFA ve SADECE MATİLDA’da Van Gölü Ekspresi ile Fırat Nehri şehirleri.. Tarihe akan nehrin kadim kentleri.. Saklı vadi Kemaliye.. Zamanın durduğu antik kent Harput.. Tanrıların dağı Nemrut ve gizemini koruyan anıtsal heykeller.. Sırlarla dolu krallığın nefes kesen manzarası: Nemrut Dağı’nda gün batımı.. Malatya serdarlığı ve Battalgazi’de tarihe yolculuk.. Keban Gölü.. Fırat’a arkeolojik bakış: Arslantepe Höyüğü.. Fırat kıvrımı boyunca destansı bir rota ve binlerce yıllık bir kültürün silinmeyen izleri..
Karlar altında bekleyen gerçek bir kış şöleni.. Buz tutmuş Çıldır Gölü’nde kızak safarisi ve Eskimo usulü balık avı.. Göl ortasında av balıklarıyla mangal keyfi.. Kafkas dansları eşliğinde enfes Kaz eti.. Binlerce yıllık Anadolu geleneği Kars aşık atışması.. Karla kaplı antik keşif: Ani Harabeleri.. Asırlık miraslar.. Tarihi konaklarda geceleme.. Sarıkamış ormanları.. Doğunun Ayasofya’sı 12 Havariler (Kümbet Cami).. Kars’ın saklı yüzü Malakanlar ve Anadolu’da etnik köy mimarisi.. Doğu Ekspresiyle büyülü beyaz dünya..
360° Van Gölü: Van Gölü çevresinde tüm gün tam daire yolculuk.. Uçsuz bucaksız bir ovada büyülü bir Osmanlı mirası İshak Paşa Sarayı.. Akdamar Adası ve Kutsal Haç Kilisesi.. Ortaçağ Türk mimarisinin açık hava müzesi Ahlat ve Adilcevaz.. Urartuların izinde antik Tuşpa (Van Kalesi) ve Çavuştepe.. Sarp yamaçlar üzerinde Hoşap Kalesi.. Otlu peynirden murtağaya göl kenarında meşhur Van kahvaltısı.. Van Gölü’nden avlanan balığın tandır keyfi.. Bilinmeyen Van: Vanadokya Peri Bacaları.. Unutulmayacak bir doğu hikayesi..