Karadeniz’in doğusunda, dağların denize neredeyse dokunduğu bir coğrafyada; sisin, yağmurun, yeşilin ve müziğin iç içe geçtiği köyler uzanır: Laz köyleri. Doğudan batıya doğru Artvin’den başlayıp Rize’ye uzanan Trans-Kaçkar hattında yoğunlaşan bu köyler, sadece bir seyahat rotası değil; yaşayan bir kültür, korunmuş bir hafıza ve doğayla kurulan kadim bir ilişkinin izlerini sunuyor bizlere.
Sisler Ardındaki Hikaye:
Laz köylerine adım attığımız anda bizi karşılayan ilk şey doğanın cömertliği oluyor. Çay bahçeleri, kestane ve gürgen ormanları, derin vadilerden akan coşkun dereler ve her an değişen bir gökyüzü… Sabah saatlerinde köylerin üzerine çöken sis, adeta doğanın kendi sahne perdesi. Öğleye doğru aralandığında ise manzara, biz gezginler için eşsiz bir tabloya dönüşüyor. Yaylalara çıkan patika yollar, özellikle ilkbahar ve yaz aylarında yürüyüş severler için büyülü bir rota haline geliyor. Kuş sesleri, dere şırıltıları ve uzaktan gelen tulum ezgileri, bu yürüyüşlere ritim katıyor.
SADECE MATİLDA GEZGİNLERİNE ÖZEL: Fırtına Vadisi’nde Tulum
Tulum, Karadeniz insanının gündelik hayatına işlemiş bir çalgı. Özellikle yayla şenliklerinde ve imece sonlarında hep oradadır. Her zaman özgün hikayelerin, kadim geleneklerin izini süren ve yerel yaşamın gerçek bir parçası olamayı arayan bizler de bu kez tulum dinletesi için Fırtına Vadisi’ndeyiz. Evet sadece "MATİLDA GEZGİNLERİNE ÖZEL TULUM DİNLETİSİ" için Karadeniz’in sisle örtülü yamaçlarında, yeşilin her tonunu sabırla biriktiren Fırtına Vadisi’nde… Burası sadece bir coğrafya değil; zamanın yavaşladığı, seslerin kök saldığı bir bellek. Bu belleğin en gür sesi ise tulum. Vadide yapılan bir tulum dinletisi, ziyaretçisini sadece bir müziğe değil; tarihe, kültüre, doğaya ve sanata aynı anda davet ediyor. Tulum başlayınca pasif bir izleyici olmaktan çıkıyoruz. Ayaklarımız yerle ritim tutarken, omuzlar birbirine yaslanıyor. Bu müzik, bireysel bir gösteriden çok kolektif bir paylaşımdır; vadinin kültürel dokusunu ayakta tutan görünmez ipler gibi.

Laz köylerinin tarihi, yazılı kaynaklardan çok sözlü anlatımlarla bugüne taşınmış. Antik Kolhis topraklarının mirasçıları olan Lazlar, Bizans’tan Osmanlı’ya uzanan uzun bir tarihsel süreçte kimliklerini korumayı başarmış. Köylerde hâlâ anlatılan efsaneler, denizle yapılan ticaret, eski göç hikâyeleri ve aile soy anlatıları, bu belleğin canlı kalmasını sağlıyor. Bizlerde Laz sohbetlerine katılıp bu efsanelere kulak vermeyi unutmuyoruz.
Ahşap, Taş ve İklimin Uyumu:
Laz köy mimarisi, iklimle barışık ve doğayla uyumlu bir anlayışın ürünü. Taş temeller üzerine oturtulmuş, üst katları ahşap olan evler; bol yağışa karşı eğimli çatılarla inşa edilmiş. Evlerin geniş saçakları, hem yağmurdan korunmak hem de günlük yaşam alanı yaratmak için tasarlanmış. Serander olarak bilinen ahşap ambarlar, mısır ve diğer ürünleri nemden korumak için yerden yükseltilmiş mimari harikalar. Bizler de konaklama seçimlerimizde bu mimari harikalara konuk oluyoruz. Karadeniz’in yeşile yaslanan yamaçlarında yükselen ahşap konaklarda konaklamak, bölgenin ruhuna en yakından dokunmanın yollarından biri. Gıcırdayan merdivenler, tavanlardaki el oyması süslemeler ve pencereden içeri dolan sis kokulu dağ havası, zamanı yavaşlatıyor. Sabahları kuş sesleri ve yöresel bir kahvaltıyla uyanmak, Karadeniz’in sakin ama derin karakterini hissettiriyor. Bu konaklar, sadece bir geceleme yeri değil bizler için; geçmişle kurulan sıcak bir misafirlik hikâyesi. Öyle ya bizler hikayelerle konaklayanlarız..
Lazuri’nin Yankısı:
Laz köylerinde dolaşırken kulağımıza çalınan Lazca (Lazuri), bu coğrafyanın en güçlü kültürel unsurlarından biri. Günlük konuşmalarda, türkülerde ve atasözlerinde yaşamaya devam eden bu dil, köy yaşamının ruhunu yansıtıyor. Düğünler, imece usulü yapılan tarım işleri ve yayla göçleri, topluluk bilincinin hâlâ ne kadar güçlü olduğunu gösteriyor.
Doğadan Sofraya: Laz Mutfağı
Laz mutfağı, az malzemeyle yoğun lezzet yaratma sanatı. Karalahana çorbası, mısır ekmeği, kaygana, hamsili yemekler ve turşu kavurmaları sofraların vazgeçilmezi. Laz böreği ise adının aksine tatlı ve ince yufkasıyla Karadeniz mutfağının en zarif lezzetlerinden biri. Köylerde misafir olacağımız sofralara gelen ürünlerin büyük kısmının evin bahçesinden ya da yakın çevreden toplandığını bilmek, yemeğin tadını daha da anlamlı kılıyor.
Laz köyleri, hızlı tüketilen turistik duraklardan çok yavaşlamayı öğreten yerlerden. Burada zaman, yağmurun ritmiyle akıyor; Lazlar doğayla, dilleriyle ve geçmişleriyle bağ kurarak yaşıyor. Bizler “Laz Köyleri” rotamızda yalnızca bir geziyi değil, derin ve samimi bir karşılaşmayı yaşıyoruz. Çünkü Laz köylerinden dönerken, valizimizden çok hafızamız dolu oluyor.
Diyojen’in şehri Sinop ve mutluluğun kol gezdiği sokaklar.. Antik surlar üzerinden balıkçı teknelerinin süzüldüğü pitoresk manzaralar.. Nefes kesen deneyim: Türkiye’nin tek fiyordu Hamsilos Koyu’nda SADECE MATİLDA gezginlerine özel tekne turu.. Ferhat ile Şirin’in öyküsü.. Türkiye’nin en kuzey noktası İnceburun.. Şehzadeler şehri Amasya.. Sezar’ın Veni, Vidi, Vici (Geldim, Gördüm, Yendim) dediği Zile Kalesi.. Benzersiz bir masal diyarı Yason Burnu ve Altın Post efsanesi.. Kıyı kıyı Karadeniz’in inci kentleri ve leziz yemekleri..
Her mevsim ayrı güzel bir tabiatın renkleri.. İnci kumsallar, saklı vadiler ve kanyonlar.. Tarihi Safranbolu Evlerinde ve Kastamonu Konaklarında geceleme.. Candaroğulları, Danişment, Osmanlı, Ceneviz ve antik Roma’nın izleri.. TÜRKİYE’DEN İLK DEFA Karaelmas Ekspresi ile Safranbolu’ya Yolculuk ve SADECE MATİLDA gezginleri için ÖZEL İZİNLE Zonguldak Taşkömürü Madenlerinde gezi.. Güzelcehisar Lav Sütunları keşfi.. Cide’den Amasra’ya, Taköprü’den Yedigöller’e Kuzey’in diğer yüzü ve sıra dışı bir serüven..
TÜRKİYE’DEN İLK DEFA ve SADECE MATİLDA’da Hititlerin Anadolu mirasları üzerine hazırlanan en geniş kapsamlı gezi rotası.. Hattuşa, Alacahöyük ve Yazılıkaya’da başlayıp Hititlerin ilk şehri Kaniş’e, son kaleleri Karatepe Aslantaş’tan kutsal kentleri Dülük’e TÜRKİYE’DEN İLK KEZ gerçekleşen bir güzergah ve destansı bir Hitit keşfi.. Anıtsal kapılar, gizli geçitler, saraylar, yazıtlar ve tapınaklar.. Ayçiçeği tarlalarının ve başak kokularının ardına saklanmış binlerce yıllık bir tarih ve Anadolu topraklarında yükselen Hitit Güneşi..