Dahil Olan Hizmetler:
Türk Hava Yolları tarifeli seferi ile İstanbul-Bologna-İstanbul uçak biletleri
Havalimanı vergileri ve bilet servis ücretleri
Toskana Düşesi Malikanesinde 3 gece kahvaltı dahil konaklama
Otel ve şehir vergileri (turist vergileri)
Özel seyahat sağlık sigortası
Özel iptal & güvence poliçesi (Son Güne Kadar Tur İptal Hakkı)
Yurt dışı çıkış harçları
Yerel mekanda alınacak 1 adet öğle yemeği
Yerel mekanda alınacak 1 adet akşam yemeği
Toskana Vadisi I (Toskana Güneşi Altında Val D’orcia)
Toskana Vadisi II (Saman Sarısı Monte Amiata Tepeleri)
Toskana Vadisi III (Pisa Kulesi ve Mucize Şehir)
Toskana Vadisi VI (Kuleli Kasaba San Gimignano)
Toskana Vadisi V (Romantik Siena)
Floransa’da Rönesans I (Uffizi Sanat Müzesi)
Floransa’da Rönesans II (Medicilerin İzinde Pitti Sarayı)
Floransa’da Rönesans III (Michelangelo Evi Müzesi)
Floransa’da Rönesans IV (Dante Evi Müzesi)
Floransa’da Rönesans V (İlkbaharda Boboli Bahçeleri ve Villa Bardini)
Toskana Gurmesi I (Tarihi Mekanda Floransa Mutfağı):
Sebzeli Risotto + Odun Ateşinde Floransa Bifteği + Tiramisu + Floransa Şarabı
Toskana Gurmesi II (Şarap Çiftliğinde Siena Mutfağı):
Caprese Salata (Bufalo Mozzarellası) + Spagetti Bolonez + Toskana Keki + Siena Şarabı
Programda belirtilen tüm müze ve ören yeri giriş ücretleri
Tüm şehirler ve kasabalar arası transferler
Havalimanı-otel-havalimanı transferleri
Matilda Travel profesyonel Türkçe rehberlik hizmeti
Yerel rehberlik hizmeti
Rehber, sürücü ve araç masrafları (Otoyol, park, ulaşım, konaklama, yemek vs.)
Rehber ve sürücü bahşişleri (Gezimizde bahşiş toplanmıyor)
Dahil Olmayan Hizmetler:
Schengen vize ücreti (150 Euro)
Fazla bagaj ücreti, otel ekstraları ve kişisel harcamalar
Programda belirtilmeyen tüm gezi, yeme-içme, müze girişi ve ulaşım hizmetleri
Gezi İçeriği ve Ayrıcalıkları:
"Benim bir saatte hayal ettiğim şey, senin dört saatte yaptığın şeyden daha değerli" diyordu Lorenzo de' Medici.. Floransa şehir devletinin gayriresmi başı Cosimo de' Medici 'nin torunu olan Lorenzo, Floransa kentinin İtalyan Rönesansı dönemindeki fiili hükümdarıydı. Ve bu söylem kibirli bir hükümdarın dilinden dökülenler değil karanlık bir çağı sanata kavuşturarak İtalyan Rönesansını başlatan Floransalı bir hanedan üyesinin sanata yapılacak yatırımlar için bir teşvikiydi. Öyle ki 14. ve 17. yüzyıllar arasında Floransa'da yaşamış Medici ailesi, üç papa, çok sayıda Floransa hükümdarı ve daha sonra Fransa kraliyet mensuplarını yetiştirecek ve İtalyan Rönesansı ile bir çağın seyrini değiştirecekti.
Bir Rönesans Villasında Uyanmak: Toskana Düşesi Malikanesinde Konaklama
Mediciler'in etkilediği Fransa kraliyet mensupları arasında İtalya'ya ilgi duyan bir düşes de vardı. O düşes 15.yüzyılda manastır rahibelerine miras kalan Floransa tepeliklerinde bir ortaçağ villasını satın alacak ve şarap bağlarıyla çevrili bir malikaneye dönüştürecekti. Şimdi bu malikanenin kapılarını siz değerli gezginlerimiz için aralıyor ve program boyu malikanede konaklayarak Mediciler'in izinde gerçek bir Toskana keşfine çıkıyoruz.
Floransa’nın güneyinde, Arno Nehri’ni tepelerden izleyen zarif bir villanın kapısından içeri girdiğimizde ilk hissimiz Toskana ritminin nasıl değiştiği oluyor. Eski Toskana düşesi için inşa edilmiş bu malikane, Rönesans şehrinin kalabalığından sadece birkaç dakika uzaklıkta olmasına rağmen bambaşka bir dünyanın kapılarını açıyor. Yüksek servi ağaçlarının ve geniş bahçelerin arasında yükselen bu tarihi villa, hem romantik hem de aristokrat bir Floransa deneyimi arayan gezginler için adeta saklı bir sığınak. Biz MATİLDA GEZGİNLERİ için de elbette.
Tarihi yapı, 15. ve 16. yüzyıllarda Floransa aristokrasisinin kırsal konutları olarak inşa edilen villaların karakteristik mimarisini taşıyor. Büyük taş merdivenler, fresklerle süslü tavanlar ve geniş pencerelerden içeri dolan Toskana ışığı, binanın geçmişini her köşede hissettiriyor. Otelin bugünkü atmosferi, tarihi dokuyu koruyan zarif restorasyon çalışmaları sayesinde adeta yaşayan bir müze hissi yaratıyor.
Bu villanın tarihindeki en ilginç dönemlerden biri ise Avrupa aristokrasisinin güçlü kadın figürlerinden biriyle ilişkilendiriliyor. Yapı bir dönem, “Düşes” unvanıyla anılan aristokrat bir hanımefendinin mülkü olarak anılmış ve Floransa sosyetesinin buluşma noktalarından biri haline gelmiş. O yıllarda villanın salonlarında düzenlenen akşam yemekleri, sanat ve edebiyat sohbetleriyle ünlüymüş; bu nedenle yapı yalnızca bir konut değil, aynı zamanda kültürel bir salon olarak da hafızalarda yer etmiş.
Bugün villanın odalarında konaklamak ise adeta o aristokrat geçmişin izlerini sürmek gibi. Yüksek tavanlı odalar, klasik mobilyalar ve pastel tonlarda duvarlar, ziyaretçiyi modern bir otel odasından çok bir Floransa villasında misafir edilmiş hissine götürüyor. Pencerelerden görünen bahçe ve Toskana tepeleri, sabah kahvesine eşlik eden en güzel manzaralardan biri.
Otelin en etkileyici alanlarından biri ise geniş bahçeleri. Asırlık ağaçların gölgesinde yürürken Floransa’nın merkezine bu kadar yakın olduğumuzu unutuyoruz. Açık hava oturma alanları ise tüm konuklara İtalyan “dolce vita”sının en zarif halini yaşatıyor.
Toskana seyahatinde klasik otel deneyiminden daha fazlasını arayanlar için TÜRKİYE’DEN İLK KEZ ve SADECE MATİLDA ile deneyimlenen “Program Boyu Düşes Malikanesinde Geceleme” sadece konaklanacak bir yer değil; aynı zamanda şehrin aristokrat geçmişine açılan bir kapı. Bir zamanlar düşeslerin ve soyluların ağırlandığı bu villada geçirilen birkaç gün, ziyaretçilere Floransa’nın sanatla, tarih ve zarafetle örülü hikâyesinin küçük ama unutulmaz bir parçası olma hissi veriyor. Unutmuyoruz: SEYAHAT SANATTIR..

Toskana Güneşi Altında Val D'orcia:
Toskana’nın kalbinde, güneşin altın rengi ışıklarıyla parlayan Val d'Orcia, Klasik Toskana rotalarında kendine çok yer bulamayan duraklardan biri. Halbuki ki yol kenarlarına dizilmiş servi ağaçları, dalga dalga yayılan buğday tarlaları ve tepelerin üzerine kondurulmuş taş köyleri ile en ikonik Toskana fotoğraflarının sahibi. Elbette klasik rotaların dışında özel ve özgün deneyimlerini izini süren MATİLDA GEZGİNLERİ olarak Val d'Orcia'nın her virajda yeni bir kartpostal manzarası bizleri bekliyor.
Sabahın ilk ışıklarında vadinin üzerinde yükselen sis, güneşin sıcak dokunuşuyla yavaşça çözülürken, Toskana’nın büyüsü tüm ihtişamıyla karşımıza çıkıyor. Bu manzaraya bakarken, doğanın en zarif şiirlerinden birinin içinde yürüdüğümüzü hissediyoruz. Hollywood’un romantik klasiklerinden Under the Tuscan Sun (Toskana Güneşi Altında) filmiyle ünlenen bu coğrafyada gezerken, film sahnelerinin gerçek hayatta canlandığını görmemiz şaşırtıcı değil. Taş sokaklarında yürürken, sarmaşıklarla kaplı evler ve küçük meydanlarda yankılanan kahkahalar bizleri hikâyenin bir parçası yapıyor. Pencerelerden sarkan sardunyalar, meydandaki küçük kafelerde içilen espresso ve güneşte parlayan eski taş duvarlar…
Toskana’nın romantizmi tam da burada, gündelik hayatın içinde saklı. Vadinin kalbine doğru ilerledikçe, kartpostalları süsleyen kasabalar birer birer karşımıza çıkıyor: Peynir kokan dar sokaklar, şarap mahzenleri ve tepelerin üzerine kurulmuş ortaçağ siluetleri… Gün batımında taş duvarların rengi kızıl altına dönüyor, vadinin üzerinde ağır ağır dolaşan ışık her şeyi daha da büyülü kılıyor. Bir kadeh Vino Nobile eşliğinde manzaraya bakarken, Toskana’nın neden dünyanın en romantik rotalarından biri olduğunu anlamak zor değil. MATİLDA GEZGİNLERİ için Val d’Orcia’da yol almak aslında bir gezi değil, bir ruh hâli. Burada acele yok; sadece rüzgârın buğday başaklarında bıraktığı dalgalar, uzaktan gelen kilise çanları ve güneşin yavaşça ufka indiği o uzun Toskana akşamları var. Belki de bu yüzden, vadiyi terk ederken insanın aklında tek bir düşünce kalıyor: Bir gün yine aynı yollardan geçip, aynı güneşin altında kaybolmak. Çünkü Val d’Orcia, yalnızca görülen bir yer değil; kalpte kalan bir manzaradır.

Saman Sarısı Monte Amiata Tepeleri:
İlkbaharda düzenlenen gezimizde bizleri büyülüyen deneyimlerden biri de Monte Amiata eteklerine doğru yol aldığımızda karşılacağımız bir anda değişen bir başka Toskana manzarası elbette. Tepeler sanki güneşle anlaşmış gibi saman sarısı tonlara bürünüyor. Bahar rüzgârıyla başaklar ve kuru otlar bir tablo gibi hareket ediyor. Ufukta beliren eski taş köyler ve üzüm bağları, Toskana’nın o meşhur pastoral ruhunu anlatıyor. Tepelerin üzerindeki sessizlik neredeyse dokunulabilir hale geliyor. İnce toprak yollar, zeytin ağaçlarının arasından kıvrılarak ilerlerken; arada bir karşımıza çıkan küçük çiftlik evlerinden kahve ve taze ekmek kokusu yükseliyor. Monte Amiata’nın volkanik geçmişi bu topraklara zengin bir karakter de vermiş; şarap bağları, kestane ormanları ve geniş meralar yüzyıllardır aynı ritimde yaşamaya devam ediyor. Bu topraklardan şaraplar da elbette sofralarımızda sohbetlerimize eşlik ediyor.
İlkbaharda Boboli Bahçeleri ve Villa Bardini:
Toskana'nın kalbinde ilkbahar, adeta bir ressamın paletinden taşan renklerle başlar. Boboli Bahçeleri’nin teraslı yollarında yürürken, Rönesans heykelleri arasında açan mor sümbüller ve limon ağaçlarının taze kokusu gezginleri yüzyıllar öncesinin zarif dünyasına götürür. Her dönemeçte yeni bir perspektif belirir: bir havuzun üzerinde titreyen ışık, cypress ağaçlarının gölgesinde saklanan heykeller ve tepeden bakıldığında Floransa’nın kırmızı kiremitli çatıları.
İlkbahar rüzgârı bahçenin taş yollarında dolaşırken, Boboli sadece bir park değil, zamanın içinde yavaşça yürüdüğümüz bir açık hava müzesi haline gelir. SADECE MATİLDA'nın Toskana Bahar Rotası'nda yer alan bu deneyimle Arno’nun karşı yamacındaki Villa Bardini’ye çıktığımızda ise Floransa bambaşka bir şiire dönüşür. Özellikle mor salkımların tünel gibi uzandığı pergola yolu, ilkbaharın en büyüleyici sahnelerinden birini sunar. Buradan bakınca Duomo’nun kubbesi, Palazzo Vecchio’nun kulesi ve Arno boyunca uzanan şehir, sanki pastel tonlarda boyanmış bir tablo gibidir. Bardini’nin sessiz bahçelerinde oturup bu manzarayı izlerken Floransa’nın en güzel sırrını keşfederiz: çünkü bu şehir, en çok da baharın hafifliğinde, yavaşça gezildiğinde kendini en iyi anlatır.

Kömür Ateşinden Sofraya: Bistecca Alla Fiorentina
Toskana’nın kalbi Floransa’da akşam çökerken sokakları dolduran o tanıdık koku insanı adeta peşinden sürükler: kömür ateşinde ağır ağır mühürlenen Bistecca alla Fiorentina. Kalın kesilmiş Chianina sığırının dev bifteği, ateşle et arasında neredeyse ilkel bir ritüeli andıran bir sabırla pişirilir. Dış yüzeyi çıtır bir kabuğa dönüşürken içi hâlâ yakut kırmızısı kalır; tabağa geldiğinde üzerine yalnızca iri deniz tuzu, birkaç damla zeytinyağı ve Toskana güneşinin yetiştirdiği biberiyenin kokusu eşlik eder. Floransa’da biftek yalnızca bir yemek değil, ateşin, toprağın ve yüzyıllardır değişmeyen bir mutfak geleneğinin sahnelenişidir.
Bu şölenin gerçek tamamlayıcısı ise bardakta dönen Chianti’dir. Toskana tepelerinin Sangiovese üzümlerinden gelen o canlı asidite ve kiraz aromaları, etin yoğunluğunu ustaca dengeler. Taş duvarlı trattorialarda, gürültülü sohbetlerin ve çınlayan kadehlerin arasında Floransa’da ki gurme gecemiz uzadıkça uzar; masalar kalabalıklaşır, biftekler büyür, hikâyelerimiz derinleşir. Bir lokma et, bir yudum Chianti ve kömür ateşinin sıcaklığı… SADECE MATİLDA'nın özgün gurme deneyimi ile gezginlerine sunulan tarihi mekandaki bir Toskana gurmeliği tam da bu üçlü arasında kurulan büyülü bir dengedir.

Dünyanın En Büyük Başyapıtlarıyla Yüz Yüze: Uffizi Galerisi
Uffizi Galerisi, sanat tarihinin nabzının attığı bir mekân. Uzun koridorlarında ilerlerken yalnızca bir müzeyi değil, insanlığın estetik hafızasını dolaşıyormuş gibi hissediyoruz. Bir köşede The Birth of Venus’in büyüleyici zarafeti, diğer salonda Annunciation’nin dingin ışığı izleri yavaşlatıyor. Pencerelerden görünen Floransa manzarasıyla birleşen bu eserler, Rönesans’ın yalnızca bir sanat akımı değil, insan ruhunun yeniden doğuşu olduğunu gösteriyor.
Uffizi’de geçireceğimiz birkaç saat, aslında yüzyıllar süren bir yolculuk gibi. Sandro Botticelli, Leonardo da Vinci ve Michelangelo gibi ustaların izleri arasında yürürken, her tablo bir hikâye anlatıyor; mitolojiden aşka, inançtan insan doğasına uzanan evrensel hikâyeler. Floransa’nın ışığıyla aydınlanan bu galeride bizler sadece sanatı görmüyoruz; aynı zamanda zamanın içinden geçiyoruz.
İlahi Komedya’nın Doğduğu Sokak: Dante’nin Evinde
Bu kez Floransa’nın dar taş sokaklarında yürürken bir anda zamanın geri sarıldığını hissedeceğiz. Ortaçağ kulelerinin gölgesinde yükselen Dante’nin Evi, yalnızca bir müze değil; kelimelerin kaderle buluştuğu bir doğum noktası. Rivayete göre burada doğan Dante Alighieri, yüzyıllar sonra tüm dünyayı sarsacak “İlahi Komedya”yı kaleme alacak yolculuğun ilk adımlarını atmıştı. Evin ahşap merdivenlerinden yukarı çıkarken duvarlardaki haritalar, el yazmaları ve dönemin Floransa’sını anlatan tablolar, bizlerii adeta Dante’nin zihninin içine davet ediyor. Sanki bir köşede Vergilius bizi bekliyor, biraz ileride Beatrice’in silueti görünüyor.
Evin bulunduğu küçük meydanda durup başımızı kaldırdığımızda Floransa’nın taş duvarları arasında yankılanan bir hikâyenin ortasında olduğunuzu fark ediyoruz. Turist kalabalığının arasında bile burası tuhaf bir şekilde sessiz; çünkü hepimiz aynı düşüncenin peşindeyiz: Bir insanın hayal gücü, nasıl olur da cehennemden cennete uzanan bir evren yaratır? Dante’nin evinden çıktığımızda Floransa artık yalnızca bir Rönesans şehri değil; kelimelerin dünyayı değiştirebildiğinin canlı bir kanıtı gibi görünüyor. Bu sokakta yürürken aklımıza tek bir cümle geliyor: "Bazen bir başyapıt, sadece bir evde değil, bütün bir şehirde doğar."

Rönesans’ın Atölyesine Girmek: Casa Buonarroti Deneyimi
Gösterişsiz bir Rönesans sarayının kapısından da içeri adım atıp bu defa 16. yüzyıla geri sarılalım mı? Evet Casa Buonarroti, yani Michelangelo’nun evindeyiz. Burası sadece bir müze değil; dahi sanatçının aile hafızasını ve yaratıcı dünyasını anlatan bir mekân. Duvarlarda genç Michelangelo’nun erken dönem kabartmaları, salonlarda ailenin yüzyıllar boyunca özenle koruduğu eskizler ve mektuplar… Her odada sanatçının henüz dünya çapında bir efsane olmadan önceki arayışlarını görmek mümkün. En büyüleyici an ise “Madonna della Scala” ve “Battaglia dei Centauri” gibi gençlik eserlerinin karşısında durduğumuzda yaşanıyor; mermerdeki o canlı hareket, Michelangelo’nun gelecekte yaratacağı dev başyapıtların adeta ilk nabzı gibi.
Elbette İtalya sanat tarihine hakim rehberimizle gezeceğimiz Casa Buonarroti’yi farklı kılan şey, Floransa’daki pek çok müzeden daha kişisel bir hikâye anlatması. Burada Michelangelo yalnızca Sistina Şapeli’nin ustası değil; ailesine bağlı, eskiz defterleriyle çalışan, düşüncelerini kağıda döken bir insan olarak karşımıza çıkıyor. Pencerelerden sızan Toskana ışığı freskleri aydınlatırken, Floransa’nın sanatla yoğrulmuş ruhu da odalara yayılıyor. Müzenin sessizliğinde dolaşırken bir an için kendimizi, mermer tozu kokan bir atölyede ustanın yeni bir figürü hayal ettiği ana tanıklık ediyormuş gibi hissediyoruz. Casa Buonarroti, Floransa’nın görkemli sanat hazineleri arasında belki en içten ve en samimi olanı.

Medicilerin İzinde Pitti Sarayı: Sanat, Güç ve Entrika
Pitti Sarayı, görkemli bir saray olmasının yanı sıra Rönesans Avrupa’sında gücün, sanatın ve entrikanın sahnelendiği dev bir tiyatro. Bir zamanlar Medici ailesinin ihtişamlı yaşamına ev sahipliği yapan bu sarayın koridorlarında yürürken, adeta tarihin perde arkasına davet ediliyoruz. Altın varaklı salonlarda yankılanan adımlar, Floransa’nın kaderini belirleyen gizli görüşmeleri, politik ittifakları ve sanatın iktidarla kurduğu büyüleyici ilişkiyi hatırlatıyor. Özellikle Palatina Galerisi’nde karşılaşılan Raphael, Titian ve Peter Paul Rubens eserleri, Medicilerin yalnızca banker değil aynı zamanda Avrupa sanatının en güçlü hamilerinden biri olduğunu gözler önüne seriyor.
TÜRKİYE’DEN İLK DEFA ve SADECE MATİLDA’DA Trulli evlerinde konaklama ve pagan sembolleriyle süslü koni çatıların altında mistik İtalya.. Eşi benzeri olmayan bir mimari, gelenekler ve ritüeller.. Adriyatik kıyısında Puglia deniz ürünleri gurmesi. Focaccia kokulu Altamura.. Carlo Levi’nin izinde taştan dünya Matera.. Itria Vadisi’nin balkonu Locorotondo.. Sarı Labirent Şehir Lecce.. Doğal ve sakin Bari.. Puglia’nın saklı bahçesi Ostuni.. Yeryüzü cenneti Polignano A Mare.. İtalya’da çizmenin topuğu Egzotik Puglia..
TÜRKİYE’DEN İLK KEZ ve SADECE MATİLDA’DA Birleşik Krallık tarihçisi ile Shakespeare’in Köyleri.. Zümrüt çayırlara kurulu taş evler, bal rengi yapılar, şapeller, kaleler ve kuleler.. İngiliz seyahat yazarı Penny Hopkins ve ünlü İngiliz antikacı Steven Bruce ile buluşma.. Yine TÜRKİYE’DEN İLK DEFA 17.yüzyıl Cotswolds şatosunda konaklama.. Buharlı Cotswolds Ekspresi ile Thames Vadisi.. At sırtında Winchcome.. Hüseyin Özer ile gurme.. İngiliz beş çayı.. Özgün mimari, eskimeyen güzellik ve zamana yolculuk..
15.yüzyıl İskoç şatosunda konaklama ve İskoç Rehberler Odası Onur Üyesi ve Kokartlı Viski Gurmesi rehberimiz ile baştan başa İskoçya keşfi.. Gayda, viski ve geleneksel danslar.. Yerel inançlar ve kahramanlar.. Anglo-Sakson kültürü.. Loch Ness Gölü efsanesi.. Cesur Yürek William Wallece’ın izinde Stirling.. Single malt viski tadımı.. Tüylü İskoç ineklerinin süslediği Cairgorms tepeleri ve Dağlık İskoçya.. Estetik Viktorya yapıları.. Doğanın mimariyle buluştuğu sanatın tarihle raks ettiği pastoral bir senfoni İskoçya..