Dahil Olan Hizmetler:
Türk Hava Yolları tarifeli seferi ile İstanbul-Londra-İstanbul uçak biletleri
Havalimanı vergileri ve bilet servis ücretleri
Lord Şatosu ve 4* otellerde toplam 3 gece kahvaltı dâhil konaklama
Otel ve şehir vergileri (turist vergileri)
Özel seyahat sağlık sigortası
Özel iptal & güvence poliçesi (Son Güne Kadar Tur İptal Hakkı)
Yurt dışı çıkış harçları
Thames Nehri kenarında alınacak 1 adet öğle yemeği
Geleneksel Galler restoranında alınacak 1 adet akşam yemeği
İngiltere & Galler I (Tarihi Başkent Londra)
İngiltere & Galler II (Kubbeli Mabet St. Paul Katedrali)
İngiltere & Galler III (Kral ve Kraliçenin İzinde Windsor Kalesi)
İngiltere & Galler IV (Shakespeare’in Kasabası Stratford Upon Avon)
İngiltere & Galler V (Bir Başka Britanyalı Galler)
İngiltere & Galler VI (Antik Roma’nın Hamam Şehri Bath)
İngiltere & Galler VII (Britanya’nın Binlerce Yıllık Gizemi Stonehenge)
İngiltere & Galler VIII (Canterbury ve Saklı İngiltere)
İngiltere Gurmesi (Thames Nehri Kenarında Ödüllü Restoran):
Avokado ve kolorabi (yer lahanası) ile sunulan deniz çupralı ceviche + Mevsim salatalı ızgara Angus bifteği + Şekerlenmiş papaya ve portakallı kurabiye ile sunulan krem brule
Galler Gurmesi (Geleneksel Galler Restoranı):
Ceviz turşusu ve kaju şekerlemesi ile külde pişmiş fermante pancar + kahverengi tereyağı ve ayı üzümü ile ateşte kavrulmuş Galler tavuğu + cheesecake
Programda belirtilen tüm müze ve ören yeri giriş ücretleri
Tüm şehirler arası transferler
Havalimanı-otel-havalimanı transferleri
Matilda Travel profesyonel Türkçe rehberlik hizmeti
Yerel rehberlik hizmeti
Rehber, sürücü ve araç masrafları (Otoyol, park, ulaşım, konaklama, yemek vs.)
Rehber ve sürücü bahşişleri (Gezimizde bahşiş toplanmıyor)
Dahil Olmayan Hizmetler:
İngiltere vize ücreti (175 Euro)
Fazla bagaj ücreti, otel ekstraları ve kişisel harcamalar
Programda belirtilmeyen tüm gezi, yeme-içme, müze girişi ve ulaşım hizmetleri
Gezi İçeriği ve Ayrıcalıkları:
Eski zamanlarda kale şehirler gece olunca kapılarını kilitler ve surlar ardına çekilirmiş. Orta Çağ gezginleri kale kapılarına geç vakit ulaşınca sur dışında kalan tavernalarda yer içer ve sabahı beklermiş. Bizler de bu zamanları hayal ettik ve Orta Çağ'ın bu mekanlarını sizler için keşfettik. "Surlar dışında ve surlar içinde" sıra dışı deneyimleri TÜRKİYE'DEN İLK DEFA ve SADECE MATİLDA'da sizlerle paylaşmaktan heyecan duyuyoruz.
Lordların ve Şövalyelerin Ayak Sesleri Hâlâ Duyuluyor mu?
Sisli bir İngiliz sabahında, taş duvarlarının arasından sızan tarih kokusuyla karşılar sizi konaklayacağımız lord şatosu. Yaklaşık dokuz yüzyıldır ayakta duran bu görkemli yapı, sadece bir şato değil; zamanın içinden geçen bir sahne dekoru gibidir. Kulelerin gölgesi avluya düşerken, rüzgârın taşıdığı yankılar şövalyelerin nal seslerini da söyler sanki. Fotoğraf makinemiz daha kapaktan çıkmadan, “burada bir hikâye var” duygusu çöker içimize.
Şatonun kalın surları ardında dolaşırken Orta Çağ’ın ritmi bugünün konforuyla çarpışır: gotik kemerler, taş merdivenler ve gizli geçit hissi veren koridorlar… Bahçelerde ise güllerin kokusu, gri taşın sertliğini yumuşatır; çayımızı yudumlarken kralların ve lordların konakladığı salonların önünden geçeriz. Her köşe bir kartpostal, her pencere bir film karesi gibi; ışık doğru açıdan vurduğunda duvarlardaki dokular, yüzyılların izini tek tek anlatır.
Geceleyeceğimiz şatoyu özel kılan, yalnızca ihtişamı değil; TÜRKİYE’DEN İLK KEZ ve SADECE MATİLDA’nın İngiltere & galler gezisinde seyahat edecek misafirine yaşattığı “şatoda uyanma” hayalidir. Gece olduğunda avlu sessizliğe bürünür, taşların arasından yükselen serinlik tarihle baş başa kalmamızı sağlar. Sabah kahvaltısında ise modern bir rahatlıkla geçmişin ağırbaşlılığı yan yana durur. Londra’ya yakın bir kaçamak arayanlar için bu şato, şehirden kopmadan zamanın dışına çıkmanın da en şık yolu: bir gecelik konaklama, ömürlük bir masal hissi bırakır.
Burada konaklamak kuşkusuz lüks de olsa sıradan bir otel deneyiminden çok daha fazlası: taş duvarların ardında uyanmak, kalın perdeleri araladığınızda sisli bahçelere bakmak ve yüzyılların sessizliğini dinlemek… Odalar, şatonun tarihi ruhunu korurken modern konforla zarifçe güncellenmiş; ahşap kirişler, şömine detayları ve ağır kumaşlı perdeler Orta Çağ atmosferini yaşatıyor. Gece olduğunda koridorlardaki loş ışık, kendinizi bir dönem filminde yürüyormuş gibi hissettiriyor. Burada bir gece geçirmek, Londra’ya “kraliyet molası” aslında; lüksle tarihin el ele verdiği nadir anlardan biri.
Taş Duvarlardan Uçurum Kıyılarına: Cardiff ve Galler’in Vahşi Güzelliği
Gün ışığının taş sokaklara yumuşakça indiği Cardiff, Galler’in kalbinde atan romantik bir nabız gibi… Bir yanda tam şehir merkezinde yükselen masalsı Cardiff Kalesi, diğer yanda modern kafelerle dolu hareketli caddeler; burada Orta Çağ ile günümüz yan yana yürüyor. Bute Park’ta yürürken yaprakların arasından sızan ışık, şehrin gri taşlarına sıcak bir altın ton bırakıyor; Taff Nehri boyunca uzanan patikalar ise Cardiff’i ilk bakışta “sakin” sananları tatlı bir sürprizle karşılıyor. Şehir küçük ama karakteri büyük: bir kahve molasında Galler aksanını dinlerken, birkaç adım sonra kendimizi bir kalenin gölgesinde bulabiliyorsunuz.
Cardiff’ten biraz dışarı çıktığımızda ise Galler’in vahşi ruhu başlıyor. Yeşilin her tonunu sergileyen tepeler, sisin içinde kaybolan koyun sürüleri ve uçurum kenarına tutunmuş sahil kasabaları… Snowdonia’nın dramatik dağları macera arayanları çağırırken, Pembrokeshire kıyıları Atlantik’in sert ama büyüleyici yüzünü fısıldıyor. Galler, “sessiz” görünen ama içine girdikçe derinleşen bir hikâye gibi; Cardiff ise bu hikâyenin kapısını aralayan en şık anahtar.
İngiliz Ruhunun İzinde: Canterbury Rotası
Canterbury, adımlarınıza yankılanan çan sesleriyle insanı daha ilk adımda başka bir zamana davet eder. Orta Çağ’dan bugüne dimdik ayakta duran katedrali, yalnızca bir ibadet mekânı değil; entrikaların, kralların ve sürgünlerin sahnesidir. Daracık sokaklarda yürürken vitrinlere yansıyan gotik kemerler, nehir kenarında süzülen tekneler ve publardan yükselen hafif uğultu, şehrin yumuşak ama derin ritmini gösterir Burada her köşe, fotoğraf çekerken değil; durup nefes alırken güzeldir. Ama “Saklı İngiltere” asıl Canterbury’nin derinliklerinde başlar. Tur otobüslerinin uğramadığı köylerde, yosun tutmuş taş duvarların ardında zaman ağır ağır akar; küçük kiliseler, kır yollarına serpiştirilmiş çiftlik evleri ve sisin içinden beliren minik şatolar, İngiltere’nin kartpostallara sığmayan yüzünü gösterir. Sabah çiyinde yürüyüşe çıkıp, akşamüstü ateş başında çay içtiğinizde anlarsınız: İngiltere’nin en büyük lüksü görkemli saraylar değil, sakince saklanan bu hikâyelerdir aslında.
Diğer tarafta Canterbury’nin dokumacı evleri, ahşap kirişleri dışarı taşan cepheleriyle masal kitabından fırlamış gibi görünür. Bir zamanlar tezgâh sesleriyle dolup taşan bu evlerin pencerelerinden bugün çiçekler sarkar; kapılarından içeri girince ise tarih, sıcak bir ev hissiyle birleşir. Dar sokaklarda dolaşırken her köşe, yüzyıllar boyunca burada yaşayan ustaların sabrını ve emeğini temsil eder. Taş kaldırımların üzerinde yürürken, şehrin geçmişine misafir değil de sanki eski bir tanıdık gibi hissederiz. Günün sonunda ise yol, bizleri 17. yüzyıldan kalma bir İngiliz pubına düşerecek. Alçak tavanlı, koyu ahşaplı bu mekânda şöminenin çıtırtısı ve bardakların hafif tokuşması, yorgunluğumuzu tatlı bir keyfe dönüştürecek. Duvarlarda asılı soluk gravürler ve yıllanmış fotoğraflar arasında otururken, bir yudum ale ya da sıcak bir cider eşliğinde Canterbury’nin ruhu iyice içimize işleyecek. MATİLDA TRAVEL ile en güzel anılar, büyük planlardan değil; böyle küçük, samimi duraklardan doğar.
Entrikalar, İhanetler ve Taç: Windsor Kalesi’nin Karanlık Hikâyeleri
Windsor Kalesi bir turistik duraktan çok, yüzyıllardır fısıldanan sırların sahnesi gibidir. İngiltere’nin kalbinde yükselen bu görkemli yapı; entrikalar, kırılan ittifaklar ve tacın uğruna ödenen bedellerle örülü bir geçmişin sessiz tanığı. Sarayın avlularında dolaşırken, “Taht Oyunları İngiltere’de çekilseydi seti burası olurdu” dedirten bir atmosfer sarar etrafımızı önce. Kapalı kapılar ardında yapılan pazarlıklar, saray koridorlarında yankılanan ihanet kokusu ve her köşe başında hissedilen iktidar gerilimi… Rehberimizin samimi ve sıcak anlatımıyla tarih kitaplarının soğuk satırları burada canlanır; taşlar, kralların tereddütlerini ve kraliçelerin cesur hamlelerini hatırlatır.
Bugün Windsor, zarif bahçeleri ve ihtişamlı salonlarıyla masum bir kartpostal gibi görünse de, geceleri kalenin üzerinde dolaşan gölgeler geçmişin karanlık hikâyelerini anlatmaya devam ediyor. Rehberimizin anlattığı bir detay, bir anda geziyi epik bir hikâyeye çeviriyor: kimlerin yükselmek için kimleri harcadığı, hangi sözlerin hangi kılıçlara dönüştüğü… Bu yüzden MATİLDA TRAVEL ile Windsor’u gezmek, sadece fotoğraf çekmek değildir; iktidarın bedelini, ihtişamın arkasındaki kırılganlığı ve tarihin hiç de steril olmadığını hissetmektir. Eğer seyahatte aradığınız şey “güzel manzara”dan fazlasıysa, SADECE MATİLDA gezginlerine özel bir anlatımla Windsor Kalesi sizi entrika dolu bir zaman yolculuğuna davet ediyor.
Antik Roma'nın Hamam Şehri: Bath
İngiliz sabahlarında buharı hâlâ tüten antik taşlara adım attığımız an, Bath bizi iki bin yıl öncesine ışınlıyor adeta. Roma hamamlarının sıcak havuzlarında yankılanan dedikodular, Gürcü mimarisinin zarif cepheleriyle buluşurken şehir, tarih ile lüksü tek karede topluyor. Termal suların efsanesinden Pulteney Bridge’in kartpostallık manzarasına, dar sokaklarda kaybolurken karşımıza çıkan butik kafelerden gün batımında bal rengine bürünen Royal Crescent’e kadar Bath, “kısa bir kaçamak” diye gelip kalbimizi bırakarak ayrılacağımız, geçmişi bugüne zarifçe bağlayan büyülü bir durak.
Zamanı Durduran Çember: Stonehenge’e Yolculuk
Salisbury Ovası’nda yükselen Stonehenge, yalnızca dev taşlardan oluşan bir çember değil; binlerce yılın izlerini taşıyan gizemli bir zaman kapısı. Gün doğumunda taşların arasından süzülen ışık, buranın sıradan bir anıt değil, kadim bir ritüelin sahnesi olabileceğini hemen hissettiriyor bizlere. Kimine göre bir tapınak, kimine göre gökyüzünü okuyan bir takvim. Kesin olan tek şey şu: Stonehenge’in etrafında dolaşırken insan, tarihin suskunluğunun aslında ne kadar gürültülü olabildiğini fark ediyor. Rüzgârın uğultusu, taşların gölgesi ve içimize düşen o tatlı merak duygusu, “taşların dili” varsa bile onu ancak kalbimizle anlayabileceğimizi söylüyor.
Shakespeare’in Köyü Stratford Upon Avon:
Shakespeare’in doğduğu kasaba Stratford-upon-Avon, huzurlu sabahların taş köprülerle flört ettiği, nehir kıyısında edebiyatın kalp atışını duyacağımız masalsı bir yer. Avon Nehri boyunca yürürken ahşap karkaslı Tudor evleri arasında kayboluyor, bir köşede sokak müzisyenlerinin ezgilerine takılıp diğer köşede yüzyıllar öncesinin tiyatro fısıltılarını işitiyoruz. Royal Shakespeare Theatre’ın ışıkları akşamüstü yanarken kasaba bir anda sahneye dönüşücek; publarda köpüren ale’ler, çiçekli bahçelerde ağır akan zaman ve Shakespeare’in doğduğu evin kapısında biriken meraklı kalabalık, burayı sadece gezilecek bir yer değil, yaşanacak bir hikâye yapıyor.
Krallar, Kraliçeler ve Kırmızı Otobüsler: Londra’yı Yeniden Keşfetmek
Kralların ve kraliçelerin gölgesinde yükselen saray kapılarından çıkıp, kırmızı çift katlı otobüslerin arasına karıştığınız an Londra bizi geçmişle bugünün canlı sahnesine davet eder; bir yanda Thames boyunca uzanan sisli romantizm, diğer yanda Soho’nun hiç uyumayan ritmi… Buckingham önünde nöbet değişimini izleyip birkaç durak sonra Camden’ın asi ruhuna düşmek, bu şehrin en tatlı çelişkisi. Londra, çay fincanının buharında tarih anlatırken, sokak köşesinde bir müzisyenle geleceğe göz kırpar; her adımda başka bir hikâye, her köprüde başka bir manzara sunar. Kısacası, kraliyet ihtişamıyla modern kaosun el ele gezdiği bu şehirde kaybolmak, yeniden bulunmanın en şık yolu olur bizler için.
İngiliz ve Galler Mutfağı:
İngiliz ve Galler mutfağının kendine has lezzetleri de bizleri bekliyor. Thames Nehri kenarında yer alan ödüllü restoranda avokado ve kolorabi (yer lahanası) ile sunulan deniz çupralı ceviche, mevsim salatalı ızgara Angus bifteği, şekerlenmiş papaya ve portakallı kurabiye ile sunulan krem brule damaklarımızı tatlandırırken geleneksel Galler restoranında ceviz turşusu ve kaju şekerlemesi ile külde pişmiş fermante pancar, kahverengi tereyağı ve ayı üzümü ile ateşte kavrulmuş Galler tavuğu ile cheesecake sofralarımızı süslüyor.
TÜRKİYE’DEN İLK KEZ ve SADECE MATİLDA’DA gerçek bir İskoç şatosunda konaklama ve dünyanın en lüks İrlanda restoranında deniz ürünleri gurmesi.. Gaydası, viskisi ve eteğiyle kendine has İskoçya ve kızıl saçlı şiveli İrlanda.. Fantastik mimariler ve nefes kesen bir doğa.. Yeşilin elli tonu.. Malikaneler, şatolar ve manastırlar.. Bitmeyen gece eğlenceleri.. İskoç barlarında malt viski İrlanda publarında bira.. Belfast ve Titanik’in doğuşu.. Bravehart film mekanları.. Sıra dışı bir İskoçya-İrlanda rotası..
15.yüzyıl İskoç şatosunda konaklama ve İskoç Rehberler Odası Onur Üyesi ve Kokartlı Viski Gurmesi rehberimiz ile baştan başa İskoçya keşfi.. Gayda, viski ve geleneksel danslar.. Yerel inançlar ve kahramanlar.. Anglo-Sakson kültürü.. Loch Ness Gölü efsanesi.. Cesur Yürek William Wallece’ın izinde Stirling.. Single malt viski tadımı.. Tüylü İskoç ineklerinin süslediği Cairgorms tepeleri ve Dağlık İskoçya.. Estetik Viktorya yapıları.. Doğanın mimariyle buluştuğu sanatın tarihle raks ettiği pastoral bir senfoni İskoçya..
TÜRKİYE’DEN İLK KEZ ve SADECE MATİLDA’DA Birleşik Krallık tarihçisi ile Shakespeare’in Köyleri.. Zümrüt çayırlara kurulu taş evler, bal rengi yapılar, şapeller, kaleler ve kuleler.. İngiliz seyahat yazarı Penny Hopkins ve ünlü İngiliz antikacı Steven Bruce ile buluşma.. Yine TÜRKİYE’DEN İLK DEFA 17.yüzyıl Cotswolds şatosunda konaklama.. Buharlı Cotswolds Ekspresi ile Thames Vadisi.. At sırtında Winchcome.. Hüseyin Özer ile gurme.. İngiliz beş çayı.. Özgün mimari, eskimeyen güzellik ve zamana yolculuk..